Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
Giriş Şifremi Unuttum (Yeni Şifre al)


ÜCRETSIZ ÜYE OL ( FREE REGISTER )

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz

Mesajlar - Kamil ÜÇBAŞ

Sayfa: [1] 2 3
1
Merkez Av Komisyonu toplantısı yapıldı. MAK toplantılarına yaklaşık yirmi yılı aşkın süredir gözlemci olarak, bu yıl da ilk kez resmi olarak üye sıfatıyla, İç Anadolu bölgesini temsilen katıldım. Toplantı öncesi Merkez Av Komisyonu üyesi seçilen, Ökkeş ASLANTAŞ (Doğu Akdeniz Böl. Avcı Üyesi), İlker GÜLEÇ (Marmara Böl. Avcı Üyesi), M. Emin ÜSTÜN (Batı Karadeniz Böl. Avcı Üyesi), Mehmet KURT (Doğu Karadeniz Böl. Avcı Üyesi), Ersin DÜZYOL (Ege Böl. Avcı Üyesi), Abdullah ERZURUM (Doğu Anadolu Böl. Avcı Üyesi), Erdoğan DURMAZ (Güneydoğu Anadolu Böl. Avcı Üyesi), Turhan KARABULUT (Batı Akdeniz Böl. Avcı Üyesi) bölgesel üyelerle sürekli temas halinde olduk. Tüm engellemelere rağmen Ankara’ya gelmeden birlik beraberliği sağladık. Bazı üyeler işlerini, güçlerini bırakıp, Ankara’ya iki gün bazıları üç gün önce geldiler. Önceden kararlaştırdığımız gibi bir gün önce konfederasyonun lokalinde buluştuk.

Genel sekreterimiz Mustafa Güzel başkanlığında toplandık, bölgesel avcı üyelerin yanı sıra toplantıya özel avlak temsilcisi Recep Serim’i de davet ettik, Recep bey kapıdan girdiğinde tüm avcılar tek bir soru sordu; “Toplantıda avcılardan yana mı olacaksınız, yoksa bakanlıktan yana mı?” Recep beyin cevabı kesin ve net olarak şuydu; “Ben yedi yıl önce avcılardan yana oldum kaybettim. Yedi yıl belimi doğrultamadım, bakanlık neye elini kaldırırsa, ben de elimi o yönde kaldıracağım, onlardan yana oyumu kullanacağım. Bu fikrimi de kimse değiştiremez” dedi. Üstüne bir de fincancı katırlarının hikayesini anlattı. “Ben bir daha bu fincancı katırlarını ürkütmem, benden kesinlikle oy beklemeyin” diyerek, bakanlıktan yana tavrını baştan belli etti. (Bu konuşmanın ve aramızda yaptığımız tüm konuşmaların video çekimleri arşivimdedir.) Tüm üyeler ile birlikte neden avcılardan yana olması gerektiğini anlattık, bayağı dil döktük, fakat Recep bey bakanlıkla olan ilişkilerini bozmamak ve zarar görmemek için ne dediysek dinlemedi. Recep bey özel avlakçı, üstelikte avcı kimliği var. Belki düşünceleri değişir diye, biz yine de toplantıda olmasını uygun bulduk.
 
Genel Sekreter Mustafa Güzel başkanlığında yapılan toplantıda minik bir Merkez Av Komisyonu toplantısı şeklinde madde madde taslak üzerinden görüşmeler yapıldı. Tüm üyeler düşüncelerini anlattı. Gerekçeleri ile bölgelerindeki avcılıkla ilgili isteklerini dile getirdi, Gelen üyelerin tamamı konusuna hakim olarak ve derslerini iyi çalışıp gelmişlerdi. Avcıları ve yaban hayatının sorunlarını çok iyi bilen bu üyeler, seçildikleri bölgelerindeki illerdeki avcıların isteklerinin tamamını dile getirdiler.
Mustafa Güzel toplantıda konfederasyonun görüşlerini aktardı, yasal mevzuatı iyi bilen sayın Güzel, konuşulan her konuda yasaları hatırlattı.

Toplantıda tüm bölgelerden gelen üyeler konuşulan konuları not aldı. MAK toplantısında hangi üyenin, hangi konularda konuşacağı kararlaştırıldı. Bir sözcü seçilmedi, herkesin tüm maddeler üzerinde görüşlerini dile getirmesi kararlaştırıldı. Tek vücut, birlik ve beraberliğimizi pekiştirerek aramızda yaptığımız toplantıyı sonuçlandırdık. Toplantı sonunda tek vücut, tek ses olduk. Fakat, özel avlakçı üyeyi ikna edemedik.
 
Ertesi gün Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşarı, Prof. Dr. Lütfi AKCA’nın açılış konuşması ile MAK toplantısı başladı. Bakanlığın sunumundan sonra maddelere geçildi. Müsteşar bey tekrar geleceğini söyleyerek başka bir toplantıya gitmek için üyelerden izin istedi. Mak toplantısı DKMP Genel Müdürü, Ahmet ÖZYANIK başkanlığında devam etti. Taslak üzerinde madde madde görüşmeler yapıldı. Bölgesel avcı üyeler tüm maddelerle ilgili hem bölgesel hem de genel olarak görüşlerini bildirdi.
 
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Temsilcisi Filiz ÖNTEPELİ, keklik avının tüm yurtta yasaklanmasını teklif etti. Avcı üyelerin tamamı bu teklife karşı çıktı. Daha sonra İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu illerinde yasaklanmasını teklif etti. Bu görüş de avcı üyelerin tepkisi nedeniyle diğer üyeler tarafından da kabul görmedi.

Avcı üyeler, göçmen kuş avının Avrupa birliği ülkelerinde ve komşularımızda olduğu gibi, haftanın yedi günü yapılmasını teklif etti. Bunun üzerine hemen oylama yapıldı. Komisyon 12’ye karşı dokuz oyla geçen yıl olduğu gibi, haftada 3 gün avlanılmasını kabul etti.
Limitlerin artırılması konusunda oylamada 12’ye karşı 9 oyla kabul görmedi.

MAK toplantısına Orman Fakültesi Temsilcisi olarak bu yıl ilk kez katılan Dr. Vedat BEŞKARDEŞ ilk konuşmasından bakanlıktan olan tavrı anlaşılıyordu. Hoca, hemen hemen her konuda konuştu. Fakat boş konuştu. Avcılığın ve yaban hayatının sadece kitaplarda yazıldığı gibi olmadığını kendisine anlatmaya çalıştık. Av ve yaban hayatıyla ilgili proje yapmasını önerdik ve Avcılar olarak destekleyeceğimizi söyledik. Hocanın da oyu otomatik olarak bakanlıktan yanıydı.
 
Toplantının yeni temsilcilerinden, Gönüllü Kuruluş Temsilcisi Nevzat AĞAOĞLU ise avcılığa karşı olduğunu ilk konuşmasında söyledi. Tüm maddelerde, Bakanlık neye el kaldırdıysa o da otomatik olarak el kaldırdı.

Orman Genel Müdür Temsilcisi Hakan RAGIPOĞLU ise, Zorunlu olarak katıldığı için konudan çok uzaktı. Biz tarım zararlılar kapsamında domuz sürek avını tartışırken o normal sürek avını epey konuştu. Sonra kendisine iki avında farklı olduğunu anlattık.  Tüm maddelerde, onunda oyu otomatik olanlardandı.
 
Gençlik Spor Gen. Md. Temsilcisi Ufuk ARMAN bazı önemli maddelerde görüşlerini sundu. oyunu bazı maddelerde bakanlıktan yanı bazılarında ise avcılardan yana kullandı.

 Avcı üyeler, öncelikle bölgelerindeki av ve yaban hayatı ile ilgili konuları en ince ayrıntılarına kadar dile getirdiler,  koruma-kontrol çalışmalarının istenilen düzeyde olmadığını anlattılar. Denetlemenin yetersiz olduğunu söylediler. Av ve Yaban Hayatına bilim adamlarının ilgisinin az olduğunu, bu konuda bakanlığın üniversiteler ve bilim adamlarıyla işbirliği yapması gerekliliğini vurguladılar. Bilimsel bir envanter çalışmasının yapılması gerektiğinin altını çizdiler. Avlaklarda gözlemledikleri çarpıklıkları dile getirdi, yanlış yapılan zirai mücadeleyle ilgili bilgiler verildi, zirai ilaç kutularının doğaya atıldığını, bu atıkların yaban yaşamına zarar verdiği anlatıldı. Doğaya bırakılan başıboş sokak köpeklerinin yaban hayatına verdiği zararlar anlatıldı ve Beykoz örneği verildi. Ağır kış şartlarında bakanlığın çalışmalarına avcılar olarak katkı sağlandığını, bu konuda ve yaban hayatının korunmasında birlikte çalışmayı teklif ettiler. Ava gidildiğinde, bir yıldır biriktirilen meyve çekirdeklerini ve ektiklerini ve avcı derneklerinin ağaçlandırma faaliyetlerini anlattılar.
 
Ülkemizde yaklaşık on milyon tüfek olduğunu, bunlardan sadece 115.700 avcının, av pulu satın alarak, yasal avcı olduğunu vurguladılar. Yasa dışı av yapanlara karşı caydırıcı önlemlerin bir an önce alınmasını ve tüfeklerin ruhsatlandırılarak, bunlar içinden avlananların ise sistemin içine sokulması için bakanlığa görev düştüğü hatırlatıldı.
Ülke genelinde tek pula geçilmesi tek fiyatın olması teklif edildi. Pullar basıldığı için bu teklife sıcak bakılmadı.

Yaban domuzu sürek avında prosedürün ve formalitelerin çok olduğu vurgulandı, kotaların belirlenmesinde bilimsel bir çalışmanın olup olmadığı soruldu. Ülke genelinde domuz popülasyonun çoğaldığı anlatıldı. Domuz avında formalitelerin ortadan kaldırılması teklif edildi. Genel ve Devlet avlakların belirlenmesinde ne gibi kriterlerin olduğu bu konudaki çalışmalar soruldu. Planlanması ön görülen avlakların durumu soruldu. Bakanlık yetkilileri şu an genel ve devlet avlaklarının içinde örnek avlak olarak tescil edilen 96 avlak olduğunu ve tüm yurtta avlak sistemine geçileceğini anlattılar.
 
Yaban Domuzu avı konusunda Tarım Bakanlığı temsilcisi domuzun tüm ülkede çoğaldığını, köylülerin ürünlerine büyük zarar verdiğini, bu nedenle yılın her gününde avlanmasının serbest olmasını istedi. Avcı üyeler üreme dönemleri dışında olmak kaydıyla bu öneriye sıcak baktı. Genel müdür hariç, bakanlık yetkilileri bu öneriye “avcılar domuz avına gidiyoruz der, diğer hayvanları avlar” gerekçesiyle sıcak bakmadı. Bir avcı üye yaban domuzu avı dört gün olsun diye teklif getirdi. Avcılar, Tarım Bakanlığı üyesi ve Genel Müdür’ün olumlu oyuyla, domuz avı haftanın dört gününe çıktı.
 
Bölgelere göre avın açılış ve kapanış tarihleri konusunda hararetli tartışmalar oldu. Avcı üyeler tarafından ördek avının daha ileri bir tarihe kadar uzatılması teklif edildi. Bu teklifte oylama sonucu bakanlığın istediği şekilde aynen kaldı.

Avı haftada üç gün ile kısıtlamak, avlaklarda avcı baskısını çoğaltacağı anlatıldı. Hiçbir avcının yedi gün ava gidemeyeceği anlatıldı.
 
Akü veya rüzgarla hareket eden mekanik mühreler konuşuldu. Sadece rüzgarla kanatları hareket eden ördek mühresi kullanılması oy çokluğuyla kabul edildi.

İki günlük bagaj limiti konusu gündeme geldi. Bu konuda avcılara güvenilmesi gerektiği anlatıldı. Avcı üyeler prosedürü azaltmayı teklif etti. Müzakereler sonucu avlanacakları ilin şube müdürlüğüne bildirim zorunluluğu kaldırıldı. Beyana dayalı olarak “avcı iki günlük av limitini yanında taşıyabilecek” ibaresi eklendi. Bu madde oy birliğiyle geçti.
 
2+1 sorununu bu MAK toplantısında çözelim teklifi götürdük, dergide şahsımın, Mehmet Şahankaya’nın ve YABAN TV’nin internet sitesinde yayımlanan Ömer Borovalı’nın yazılarını referans verdik. Avrupa birliği üye ülkelerinin mevzuatlarını anlattık. “Bu yazıların tamamen bilimsel olduğunu, bilmeyen birisinin bile 2+1’in ne ifade ettiğini anlayacağını, mutlak surette Haznesi iki fişek alacak şekilde sınırlandırılmamış konusuna açıklık getirelim’’ dedik. Bakanlık yetkilileri; ‘’Biz öyle anlamıyoruz. Bizi mahkemeye verin. Doğrusunu mahkeme sonucunda öğrenelim...’’ dediler. Aslında bu sorunu avcılar değil tüfek sanayicileri ve ithalatçılarımızın çoktan anlatması ve çözmesi gerekiyordu. Sonuçta avcılardan çok bu uygulamadan tüfekçiler zarar görecek. Sektör MAK toplantısının farkında bile değil.

Bu kararlardan sonra MAK toplantısını terk etmeyi bile düşündük. Ancak, adım gibi biliyorum ki; bakanlık kamuoyuna ‘’avcılar haftanın yedi günü ve limitsiz av yapmak istedi. Bizde kabul etmedik’’ diyerek, kamuoyunda da zaten olumsuz olan notumuzu iyice düşüreceklerdi. Çevreci geçinenlere koz vermiş olacaktık. Bu nedenle toplantıya devam etmek zorunda kaldık.
 
Sonuç olarak 3 gün olan domuz avı 4 güne çıktı. İki günlük bagaj limitinde formaliteler kalktı. Avcının beyanı esas alınacak hale getirildi. Rüzgarla çalışan mekanik kanatlı ördek mühreleri serbest bırakıldı. 4 olan keklik limiti ikiye, 12 olan bıldırcın limiti 10’a indirildi. Diğer tüm maddeler aşağı yukarı aynı kaldı. Genel ve devlet avlaklarında kota dahilinde haftanın 7 günü avın serbest olması devam ettirildi.

Sevgili avcı dostlar.
Biz toplantıya başlarken “artık kavgadan gürültüden uzak bir toplantı yapmak için buraya geldik” dedik. Artık avcılar kanadı, bakanlık kanadı olsun istemiyoruz. Bu ülke bizim, yaban hayatı hepimizin... Bakanlık ile sürdürülebilir bir avcılık ve yaban hayatı için en doğru kararları birlikte alalım... Siz yerli kuşumuz olan kınalı kekliğin limitini yirmiye çıkarsanız, ilk önce biz avcılar karşı çıkarız... Bu nedenle, burada alacağımız kararlar makul olsun, bilimsel kriterlere uygun olsun... En önemlisi uygulanır olsun... dedik.  Fakat MAK Kararları taslağına baktığımızda avcılardan yana olumlu bir madde olmadığını da biliyorduk. Toplantıda ise maalesef bakanlık yetkililerinin statükocu yaklaşımları gözle görülür bir şekildeydi. Bakanlıkla organik bağı olan özel avlakçıyı ve her yıl mak toplantısına katılan atıcılık ve avcılık federasyonu yerine spor genel müdürlüğünden bir üyeyi çağırmaları toplantı öncesi soru işaretiydi. Kendilerine göre 12’ye 9 oy stratejilerini iyi oluşturmuşlardı. Bir iki maddede Genel Müdürün desteğinin dışında “yetkililerden olumlu bir tutum görmediğimiz gibi, isteğimiz kararlar da alınmadı.” MAK’ın bu günkü yapısıyla gelecekte de aksi kararlar beklenmesi zor görülüyor.

Toplantıda bakanlık yetkilileri sıkıştıkları konularda, “illerden gelen karar bu” deyip işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. Avrupa birliği ülkelerinde ve komşularımızda göçmen kuşlarda haftanın yedi günü av serbest, bizde de öyle olsun diyoruz. Avrupa birliği ülkelerinden gelen belgeleri sunuyor ve komşu ülkelerdeki mevzuatı anlatıyoruz. Bakanlık sıkıştıkça “haydi oylamaya geçelim” diyor. Sonuç belli 12’ye 9.
 
“Sizlere destek olalım, av ve yaban hayatını geliştirelim, yasadışı avcılıkla mücadele edelim” diyoruz “tamam” diyorlar. Gelin ülkedeki yasadışı avlananları durdurun diyoruz, icraat yok. Peki ülke genelinde denetlemeleri çoğaltın diyoruz “yeterli eleman yok” diyorlar. “Pulları tek pul yapalım” diyoruz. Pullar basıldı, seneye bir bakalım diyorlar. İşimiz çok zor 12’ye karşı 9 üyeyiz. Ağzımızla kuş tutsak sonuç bakanlığın istediği gibi çıkıyor. Peki ya ne yapmamız lazım. Her zaman yazıp çiziyorum. Her platformda söylüyorum. “Bakanın gündeminde avcılık yok” biz bakanın gündemine avcılığı sokmadıktan sonra sonuç hep aynı olacak. 12’ye, 9.

Bu kısır döngü devam edip gidecek. Ben buradan tüm avcılara ve sektör temsilcilerine sesleniyorum, birçok iş adamı var, birçok siyasi partilerin içinde görev yapan avcılar var. Bu ülkeye katma değer kazandıran sektörümüz var. Avcılığı bir şekilde “Bakanın gündemine sokmamız lazım.” Bürokratlar radikal bir karar almaktan korkuyorlar. Sürekli kısıtlamaya giderek avcılığı çıkmazın içine sokuyorlar. Bu gidişle ne av kalacak, ne de avlak, ne de gelişmekte olan av sektörü. Avcı milletini sistemin dışına çıkartmak için sürekli avcılığı kısıtlayıcı, yasaklayıcı kararlara imza atıyorlar.
 
Bölgelerinden seçilerek işini gücünü bırakıp Ankara’ya gelen, benim davetimi geri çevirmeyerek konfederasyonda yaptığımız toplantıya eksiksiz katılan, tek ses, tek yürek olarak, Merkez Av Komisyonu Toplantısında, avcılığı ve yaban hayatını savunan, bölgelerindeki avcıların ve yaban hayatının sorunlarını dile getiren fedakar başkanlarım;  Ökkeş ASLANTAŞ (Doğu Akdeniz Böl. Avcı Üyesi), İlker GÜLEÇ (Marmara Böl. Avcı Üyesi), M. Emin ÜSTÜN (Batı Karadeniz Böl. Avcı Üyesi), Mehmet KURT (Doğu Karadeniz Böl. Avcı Üyesi), Ersin DÜZYOL (Ege Böl. Avcı Üyesi), Abdullah ERZURUM (Doğu Anadolu Böl. Avcı Üyesi), Erdoğan DURMAZ (Güneydoğu Anadolu Böl. Avcı Üyesi), Turhan KARABULUT (Batı Akdeniz Böl. Avcı Üyesi) oluşan bölgesel avcı üyelerimize şahsım ve tüm avcılar adına teşekkür ediyorum.

Sürdürülebilir bir avcılık ve yaban hayatı için biz avcıların kavgadan gürültüden uzak, tutarlı ve bilimsel yaklaşımımızdan dolayı, bakanlık yetkilileri, bu güne kadar yapılan en güzel MAK toplantısıydı dediler. Fakat bizim bu yaklaşımımıza maalesef aynı duyarlılıkla yaklaşılmadı. Bizim isteklerimiz sınırsız avlanmak değildi.  Bunu da çok iyi anlattığımızı sanıyorum. Bakanlık anlamış gibi gözüktü. Maalesef anlayamamış. Bu MAK toplantısının perde arkasını anlattığımız avcı dostlarımız her şeyi çok iyi anlıyorlar ve bize hak veriyorlar. Fakat tüm bu gerçeklere rağmen avcı üyelere laf sokuşturanlara söyleyecek bir lafımız yoktur. Canları sağ olsun, onlarda bu ülkeye lazım. Bana göre bu yıl avcılar değil.  Bakanlık kaybetti. Hem de yanlarına aldıkları 12 kişiyle birlikte…

Sevgi ve saygılarımla
Kamil ÜÇBAŞ

2

AB Ülkelerinde Yarı Otomatik ve Pompalı Av Tüfeklerinde Kanunun İzin Verdiği Maksimum Fişek Adedi 3’tür.

     Değerli Avcı Dostlar ve

Bakanlık Yetkilileri,

Her ne kadar, aşağıdaki konuda Konfederasyonumuz gerekli açıklamayı yaptı ise de konunun daha iyi anlaşılabilmesi ve haksız yere avcıların canının yakılmaması amacıyla, bazı saptamalar yapmakta fayda görmekteyim.

Konumuz; “Yarı-otomatik ve Pompalı av tüfeklerinde,  haznesi iki fişek alacak şekilde sınırlandırılmamış tüfekler için avcılardan alınan ceza”!...

Daha önceki yıllarda, üstünde nerede ise hiç tartışma olmayan ve her hangi bir cezai işlem uygulandığını duymadığımız bu sorun, nedense geçtiğimiz av sezonunda, üyelerimiz tarafından bize ulaşan şikayetler nedeniyle, önem arz etmeye başlamıştır.

Gerçekten de “haznesi ikiden fazla fişek alacak şekilde sınırlandırılmamış yarı otomatik ve pompalı  av tüfeklerinin”, Bakanlık denetim ekiplerince, “haznesindekiler de dahil, maksimum iki fişek olacak şeklinde” yorumlanması neticesi , birçok avcımız cezai işleme tabi tutulmuşlardır.

Kendilerine sorulduğunda, ülkemizin de taraf olduğu Uluslararası BERN Sözleşmesinin  (1979) ve ilgili AB mevzuatına uygun hareket ettiklerini söylemektedirler. İlgili AB mevzuatı, bu konuda kaynağını 1979 BERN Sözleşmesinden alır.

“BERN CONVENTION 1979. APPENDİX 4:

Semi-automatic or automatic weapons with a magazine capable of holding more than two rounds of ammunition.”

Türkçesi; “Haznesinde ikiden fazla fişek bulundurulabilen otomatik ve yarı-otomatik silahlar“ der. Bunların avda yasaklanmasından bahseder. Yani buradaki temel ve can alıcı nokta “HAZNE’sinde İKİDEN FAZLA fişek bulundurma” durumudur. Bunun İKİ FİŞEK  ile sınırlandırılmasını ister...

Nitekim bizim mevzuatımızda da;  “Haznesi’nde  ikiden fazla fişek taşıyan tüfekler ile avlanmak yasaklanmıştır.” ( 2011-2012 M.A.K. Kararları, Madde : 10, “a” fıkrası).

“Gerek yarı-otomatik, gerekse pompalı tüfekler, haznelerinde çok miktarda fişek bulundurabilecek yapıda imal edilmelerine rağmen, uluslararası anlaşmalar gereği haznesinde 2’den fazla fişek taşıyan tüfekler ile avlanmak yasaklanmıştır. Bu tipte tüfeklerin ülkemizde avda kullanılmak istenmesi durumunda haznelerine takoz takılarak 2 fişek alabilecek duruma getirilmeleri zorunludur.”

Bakanlık kontrolünde gerçekleştirilen “Avcılık Eğitim Kurslarında” kaynak kitap olarak okutulan Bakanlığın talebi doğrultusunda, sayın Rıza GÖZLÜK ve sayın Mehmet ARPAZ’ın kaleme aldıkları, “Av Silahları”, Sürdürülebilir Avcılık İçin Temel Eğitim Kitabı, T.C. Orman Bakanlığı Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü, Ankara, 2001, 350. sayfasında aynen yukarıda tırnak içine alıntı yapılan cümle yazmaktadır.

Siz burada, “Yarı-otomatik ve pompalı av tüfeklerinde fişek kapasitesi (fişek yatağı ve haznedekiler dahil) toplam 2 (iki) fişek bulundurulmalıdır” diye açık ve net bir ifade görebiliyor musunuz?

O zaman Bakanlık “Avcı Eğitim Kurslarına”, kaynak kitap olarak bastırdığı bir kitap vasıtasıyla, avcılara bilerek  yanlış veya eksik veya açık ve net olmayan bilgiler verildiğini mi söylemek istiyorsunuz?

İkna olmadınız mı?

Peki bu defa öncelikle yarı-otomatik ve pompalı tüfeklerin tanımını yapalım, hangileriymiş öğrenelim;

YARI OTOMATİK TÜFEKLER: Tek namlu üzerinde, muhtelif ilave şok tertibatları eklenerek kullanılabilen, çoğunlukla beş fişek, yani dört tanesi fişek tertibatına (hazneye)  ve bir tanesi de namluya yerleştirilerek, gaz basıncı ile boşalıp, namluya yeni dolu fişeğin sürülmesi sistemine dayalı yivsiz av tüfeklerine verilen isim. Serbest görünüşlü nişan şekliyle çabuk ve çok atış yapıldığı için, özellikle ördek ve kaz avlarında tercih edilmektedir.

POMPALI TÜFEKLER: Tek namlu üzerinde, muhtelif ilave şok tertibatları eklenerek kullanılabilen, genellikle beş fişek kapasiteli, dört tanesi fişek tertibatına (hazneye) ve bir tanesi namluya yerleştirilebilen ve her atış yapıldıkça el kundağı çekilerek boş kovanın dışarıya atıldığı ve dolu fişeğin namluya sürüldüğü mekanizma ile çalışan yivsiz av tüfekleri.”

Demek ki bu iki tip tüfek tanımında da “Fişek Yatağı – Namlu” ve “Fişek Tertibatı - Hazne” diye iki kavram karşımıza çıkmaktadır. Peki, “Fişek Yatağı“ nedir, “Hazne” nedir?

“FİŞEK YATAĞI:  Atışa hazır fişeğin bulunduğu yerdir. Otomatik silahlarda namlunun gerisinde ve namluyla bütünleşik haldedir. Çapı namludan biraz daha geniş olup, içinde yiv ve set bulunmaz.”

“HAZNE: Atış sırası bekleyen fişeklerin bulunduğu yere “hazne“ denir. Yarı-otomatik ve pompalı silahlarda şarjör ve şarjör yuvası hazneyi oluşturur.”

(Kaynak: Nazmi ARDIÇ, Polis Akademisi Silah Bilgisi Ders Öğretmeni, Atış Antrenörü, “Silah ve Atış“, Doğuş Matbaacılık, Ankara, 1997, Sayfa : 20-21.)

Fişek Yatağının  İngilizcesi;  “CHAMBER”,  haznenin  ise; “MAGAZINE” dir.

BERN Sözleşmesinde de, diğer tüm AB mevzuatlarında da “Yarı-Otomatik veya Pompalı Av Tüfekleri“ konuşulduğunda, bahsi geçen “MAGAZINE” in adı HAZNE’dir... Yani “atış sırası bekleyen fişeklerin bulunduğu yer” demektir.

“Haznesi iki fişek ile sınırlandırılmamış“ derken, MAGAZINE yani HAZNE kastedilmektedir. Fişek yatağındaki fişek değil... Fişek yatağındaki fişek, tetik düşürülerek  kullanıldığında, hazneden fişek yatağına yeni bir fişeği kendiliğinden alan ve yeni bir atışa hazır hale gelen, “Yarı-Otomatik Av Tüfeklerinin” çalışma prensibi budur. “Pompalılarda” ise fişek yatağındaki fişek kullanıldığında, el kundağının manuel ileri-geri pompalama hareketi ile boş kovan namluyu terk eder ve sonra hazneden fişek yatağına yeni bir fişek alınması sağlanır...

Fişek yatağındaki fişek de dahil, bu tür tüfeklerde, maksimum iki fişek yorumunu yaparsanız; biri fişek yatağında, diğeri haznede veya ikisi de haznede toplam iki fişekten söz etmiş olursunuz.

O zaman da Yarı-Otomatik veya Pompalı Av Tüfeklerinin kullanılmasına ihtiyaç olmaz, amacına aykırıdır. Mantıksızdır. Bu takdirde sadece, klasik yan-yana veya Üst/Alt çifteler ile, toplam iki fişek kapasiteli tüfekler avlarda kullanılır. Kanunlara  bu açıkça yazılır  ve uygulanır. Tartışmaya açık değildir, üzerinde yorum da yapılmaz.

Browning, Beretta vs gibi firmalar, Avrupa için ürettikleri yarı otomatik tüfeklerde, tüfeğin yasal gereklilikler nedeniyle kapasitesinin düşürülmüş versiyonunun fişek adetlerini kataloglarında yazarlar, örnek aşağıdaki Browning Maxus yarı otomatik tüfeğin, normal kapasitesi 4+1 iken, düşürülmüş kapasitesi 2+1 olarak kataloglarına eklenmiştir,



Sayın Birerdinç’in Bakanlık’tan “ilk ağızdan” öğrendiğini söylediği ve ilan ettiği bu konunun, AB’ye üye ülkelerdeki mevzuatı ve uygulaması nedir acaba diye bir araştırma yapalım dedik. Çünkü bu konuda, AB mevzuatı,  1979’da imzalanan BERN Sözleşmesinden kaynağını almaktadır.

Bu amaçla, çok kısıtlı bir sürede, AB’ye üye ülkelerdeki avcılık federasyonlarına aşağıdaki yazıyı kaleme alarak, gönderdik. Bir kısmından cevap geldi, diğerlerinden de bekliyoruz.

Kısıtlı bir sürede elimize ulaşan üç adet resmi cevabı da yazımıza ekliyoruz. İşin gerçeğinin ortaya çıkarılması ve gelecekte bu konuda, haksız yere “avcıların canının yakılmaması için” Bakanlık yetkililerinin de dikkatlerine sunmak isteriz.

Bizim yazdığım yazı çok açık ve net bir durum tespiti istiyordu. Yoruma açık olmayan...

“Dear Madam / Sir,

As the President of the Non-Governmental Federation of Central Anatolian Hunting Associations in Turkey, We would be very much pleased if you could inform and/or confirm us the following point ;

 “In most of the European Unions’ member countries, the maximum rounds ( shell ) capacity of “Semi Automatic Shotguns and/or  Pump Action Shotguns are limited to as 1 (ONE ) round in CHAMBER and 2 (TWO) rounds in MAGAZINE “ which should be limited as maximum 3 ( THREE) rounds per each semi-automatic and pump-action shotgun.”

 Is it CORRECT?

 Your prompt reply on this matter would be much appreciated.

 Thanks for your kind interest in advance.

 Best regards,

 Kamil UCBAS

 President

 Non-Governmental Federation of Central Anatolian Hunting Association.

 Ankara , Turkey ”

Özetle; “Avrupa Birliğine üye birçok ülkede, yarı-otomatik ve pompalı av tüfeklerinde kullanılan maksimum fişek adedi, 1 (bir) adet fişek yatağında (Chamber) ve  2 (iki) adet de Hazne’de (Magazine) olmak üzere, toplam 3 (üç) adet ile sınırlandırılmıştır. Bu doğru mudur?” diye sorduk...

Şu ana kadar gelen cevaplarda verilen yanıtların İngilizcesi aynen, Türkçe özetleri de aşağıda bilgilerinize sunulmaktadır;

“Dear Sir,

In Ireland, the maximum number of cartridges permitted by law in a semi-automatic or pump-action shotgun for hunting game is three.  For non game use, more than three can be permitted but if the gun allows more than three, then it is re-classified as a restricted firearm and requires a higher level permit which is more difficult to get.

Kindest regards,

Des Crofton

National Director

NARGC”

Konumuzu ilgilendiren kısmın Türkçe özeti şudur; “İrlanda’da yarı-otomatik ve pompalı av tüfeklerinde, kanunun izin verdiği, maksimum fişek adedi ÜÇTÜR.”

Hollanda’dan gelen yanıt ise;

“ Dear sir,

 For all one barrelled shotguns the law in the Netherlands state that the magazine must only take 2 cartridges.

 Met vriendelijke groet,

Albert de Boer

“Hollanda kanunlarına göre; tek namlulu av tüfeklerinde hazneye sadece 2 (iki) fişek koyabilirsiniz.” denmektedir.

Slovenya’dan ise ;

“ Dear Sirs,

We can confirm your statement regarding the number of rounds in semi automatic guns.

It should be the same for repeating guns, but in practice you can have more rounds in magazine.

Best regards.

Srecko Zerjav

Bu yanıtta ise “Yarı-otomatik av tüfeklerinde fişek sayısı ile ilgili yapmış olduğunuz saptamayı (cümleyi)  teyit ediyoruz. Benzer durum mükerrer atışlı tüfekler için de geçerli olup, pratikte haznede daha fazla fişek bulundurulmaktadır.”

Bu konuda diğer üye ülkelerden, tarafımıza ulaşan yanıtları ileriki sayılarımızda sizlerle paylaşırız.

Demek ki, AB’ye üye 3 (üç) ülke yetkililerinden aldığımız,  üç ayrı yanıt da, yarı-otomatik veya pompalı tek namlulu av tüfeklerinde,  1 (bir) adet fişek yatağında, 2 (iki) adet de haznede olmak üzere, toplam maksimum 3 (üç) adet fişek bulundurulması gerektiğini teyit etmektedir.

Demek ki, bizim Bakanlık yetkililerimiz, bu konuda YANLIŞ yorum yapmaktadırlar...

Konu aslında bu kadar açık ve nettir!...

Sayın Birerdinç, YABAN TV’deki programında, bu konuda, Bakanlık yetkililerinden aldığı bilgiye atfen, bunu tüm ülke avcılarına bu şekli ile duyurmada maalesef yanlış yapmıştır.

Sahi bu konuda TAF AVCILIK Asbaşkanı ne yapar? Tamamen yanlış yorum ve uygulamadan dolayı avcıların canı yanıyorsa, bunu ilk elden öğrenecek ve doğrusunu Bakanlık nezdinde girişimlerde bulunarak, çözecek ve yanlış uygulamanın  yurt genelinde kaldırılmasını sağlamak öncelikli olarak kimin işidir? Bu konuda bütçelerine  Devletten payı kim almaktadır. Ne yapar AVCILIK  Asbaşkanı?

2012-2013 M.A.K. Kararlarında başta bu konu olmak üzere, aşağıda değineceğimiz birkaç temel sorunun da ele alınarak, çözüme kavuşturulacağına ilişkin inancımı korumaktayım.

Federasyon olarak, üyelerimizden özellikle 31 Ocak 2012 tarihinden itibaren garip şikayetler alınmaya başlandı. Bu şikayetlerden birisi de; “T.C. Yivsiz Tüfek Ruhsatnamesi” harcını, her yıl Ocak ayı sonuna kadar yatırmayan ve avlanan avcılardan, avda yapılan denetimlerde, Orman Bakanlığı yetkililerinin 430 TL civarında ceza tahakkuk ettirdikleri  olmuştur.”

Bilindiği gibi Harçlar kanununa göre, Aralık ayının son gününde belirlenen ve Resmi Gazetede yayınlanarak, bir sonraki yıl için uygulanmasına başlanacak yeni harçların, Ocak ayı sonuna kadar yatırılması gerekmektedir. Yatırılmadığı takdirde bunun cezası ve kanuni faizi, yatırıldığı tarihte hesap edilir ve mükelleften tahsil edilir. Ruhsatın bu nedenle iptali söz konusu değildir.

Bu konu Maliye Bakanlığını ilgilendiren bir konudur. Kaldı ki, Maliye Bakanlığı ile Yivsiz Tüfek Ruhsat harcının bir defaya mahsus alınması veya en kötü ihtimalle, 5 (beş) yıllık süre ile verildiği gözönüne alınarak, 5 (beş) yıllık dönem için bir defada alınması teklif ve görüşmelerimiz sürmektedir.

Oysa, aldığımız şikayetlere göre 31 Ocak’a kadar harcını yatırmayan ve ava giden bazı avcılarımızdan, yukarıda belirttiğimiz cezalar tahakkuk ettirilmiştir.  Orman Bakanlığı’nda av denetimi yapan yetkilileri bu yetkiyi nereden almışlardır ?

Orman Bakanlığı, içinde bulunulan av sezonu için “Avcılık Belgesi Vizesi” ve “Av Pulu” vermek için, avcılardan, bağlı olduğu vergi dairesine yatırılmış, harç makbuzunu ister? Bu verilmez ise zaten işlem yapmaz. Bu doğru mu? Doğru...

Bu makbuz ile birlikte  Av Pulu ücretinin yatırıldığına dair banka dekontunu görünce, örneğin geçtiğimiz av sezonunda, 2011-2012 yılı Av Sezonu için “Avcılık Belgesi Vizesi” yapar ve “2011-2012 Av Pulunu verir”. Doğru mu? Doğru...

Bunu vermediği takdirde, avcı, “gerçek ve yasal avcı” sayılır mı? Sayılır. 2011-2012 yılında avlanma hakkını elde eder mi? Eder...

Peki içinde bulunduğumuz 2012 yılı bitmiş midir? Hayır... Bölgesine göre Şubat ayının sonlarında bitecektir. Şubat ayının sonuna kadar, o avcının avlanma hakkı var mıdır? Evet vardır...

Bu avcı, harcını 2012 yılı yeni av sezonu öncesi yatırdığında, Vergi Dairesi’nde ona cezalı ve geçen süre zarfında gecikme faizli bir borç çıkarılır mı? Çıkarılır...

Ancak bu tutarı ödedikten ve makbuzunu aldıktan sonra, bu avcı Orman Bakanlığına Av Belgesi Vizesi ve Av Pulu için baş vuracak mıdır? Evet...

Orman Bakanlığı, vergi dairesi makbuzu olmadan, yeni av sezonu için işlem yapabilir mi? Hayır yapamaz...

Peki soru şudur; “Bir koyundan kaç post çıkar“?

Niçin avcılara bunu reva görüyorsunuz?

Umarım Mayıs 2012’de toplanacak olan MAK’da bu konu da ele alınır ve bir çözüme kavuşturulur.

MAK öncesi, son birkaç noktaya tekrar değinmeden geçemeyeceğim. Bunlardan ilki, herkesin bildiği gibi “Yaban Domuzu sürek avlarının” yasaklanma gerekçesinin değiştirilmesi, bu nedenden dolayı yasağın kaldırılması ve eski pratik uygulamaya dönülmesidir. Ülkemiz çiftçi ve köylülerinin hali perişandır. Bu konuyu defeatle yazdık, çizdik ve YABAN TV’de program yaptık. Bu mağduriyete son verilmesi gerekmektedir.

Son olarak da, geçen sene  yine çok gayr-ı bilimsel ve mantık dışı gerekçe ile yasak kapsamına alınan “rüzgar ve motor etkisi ile çalışan plastik mührelerin” kullanımının yasaklanmasından vazgeçilmesidir. Hiçbir mantığı olmayan, hiçbir amaca hizmet etmeyen bu tür yasaklamalar neticesi, “avcılar kanun dışı av yapmaya” zorlanmaktadır. Yasakçı zihniyet yerine aklın ve mantığın ön planda tutulduğu “sürdürülebilir av zihniyetini” yerleştirebilmek ve bunu avcılara benimsetebilmek için bunlar zorunludur.

Saygılarımla.

Kamil ÜÇBAŞ

3
KAMİL ÜÇBAŞ , TRT-ANADOLU KANALINDA, CANLI YAYIN KONUĞU OLARAK,  BU TOPRAĞIN SESİ PROGRAMINA KATILDI.
 
İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil Üçbaş, 26 Ocak Perşembe Günü Saat 08.30 ile 09.45 saatleri arasında, TRT Anadolu'da Bu Toprağın Sesi Programı'na konuk oldu., ‘’AB VE TÜRKİYE’DE AV VE YABAN HAYATI VE BU KONULARDAKİ DÜZENLEMELER’’ konusunda düşüncelerini ekrandan kamuoyuyla paylaştı.
Veteriner Hekim Dr.  AB Avcılık ve Yaban Hayatı Koruma Birlikleri Federasyonu Genel Sekreteri Yves LECOCQ  programa telefonla katılarak avrupa birliği’in avcılığa bakış açısını, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Avlak Yönetimi Daire Başkanı  Cemal AKCAN ise bakanlığın faaliyetlerini ve avcılık politikalarını anlattı.

4
Avrupa Birliği Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. F.H.Burak Erdenir ziyaret edildi.
 
İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil Üçbaş, federasyon yönetim kurulu üyeleri ve dernek başkanlarından oluşan bir heyet Avrupa Birliği Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. F.H.Burak Erdenir’i ziyaret etti. Bakanlıklar ile istişare kanallarının geliştirilmesi amacıyla yapılan görüşmede ülkemizdeki av ve yaban hayatı konusunda bilgi verildi. İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyonunun faaliyetleri ve Avrupa birliği üye ülkelerinin avcılık mevzuatları ve ülkemizdeki mevcut durum anlatıldı.


İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil ÜÇBAŞ ziyarette; Avcıların toplumun en güvenilir kesimlerden biri olduğunu ve doğayı en çok seven ve koruyanların avcılar olduğunu ifade etti. Ülkemizdeki yaban hayatı kaynaklarını ve bunların doğal bir değer olduğunu, bu zenginliğin ülke ekonomisine büyük bir kaynak yaratacağını, gelişmiş ülkelerden örnekler verdi. Ayrıca ülkemizdeki avcılığı, avcıların potansiyelini ve sorunlarının yanı sıra sürdürülebilir avcılığı anlattı.

Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde sivil toplum kuruluşlarının hayati rollerinin vurgulandığı ziyarette, AB ülkelerindeki avcılık mevzuatı, av turizmi, göçmen kuşların avcılığı konuşuldu. AB Müktesebatında yer alan Av ve yaban hayatı konularını içeren; çevre, balıkçılık, tarım ve kırsal kalkınma fasıllarında işbirliği yapılması kararlaştırıldı.

5
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Meral Akşener ziyaret edildi..
 
İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil Üçbaş, federasyon yönetim kurulu üyeleri ve dernek başkanlarından oluşan bir heyet(Ankara ili Avcılar ve Atıcılar Dernek Başkanı Necip Başkan, Mamak Hüseyin Gazi Avcılar ve Atıcılar Dernek Başkanı Erdoğan Yıldırım, Altındağ Avcılar ve Atıcılar Dernek Başkanı Hüseyin Taşpınar, Etimesgut Avcılar ve Atıcılar Dernek Başkanı Burhan Avcı, Keçiören Avcılar ve Atıcılar Dernek Başkanı Eşref Kesmez, Gölbaşı Genç Avcılar ve Atıcılar Derneği ve federasyon yönetim kurulu üyesi Orhan Üzüm, İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyonu halkla ilişkiler koordinatörü Hüseyin Ülker. İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyonu Sektör çalışma gurubu üyesi Koray salman, Akyurut Avcılar ve Atıcılar Dernek Başkanı Oktay Ayantaş, Ankara ili Avcılar ve Atıcılar Derneği genel sekreteri M. Hüseyin ılıca) ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Meral Akşener’i ziyaret etti. TBMM ile istişare kanallarının geliştirilmesi amacıyla yapılan görüşmede, ülkemizdeki av ve yaban hayatı konusunda bilgi verildi. İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyonunun faaliyetleri ve ülkemizdeki avcılık mevzuatı ve mevcut durum anlatıldı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekilliği Meral Akşener; gelen heyetin tamamını çok sağlıklı ve genç gördüğünü söyledi. Avcılıkta önemli olan avı ele geçirmek değil doğayla bütünleşmek olduğunu biliyorum.. Onun için sağlığınızı ve genç görünmenizi avcılığa borçlusunuz dedi. Değişecek olan hem silah yasasında hem de belirli maddelerde değişiklik istenilen kara avcılığı yasasında muhalefetin destek olacağını söyledi. Ve bu konuda yol gösterdi. Ayrıca zaman zaman, YabanTv yi izlediğini, eşinin daha çok YabanTv izlediğini ifade etti.


İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil ÜÇBAŞ ziyarette; Avcıların toplumun en güvenilir kesimlerden biri olduğunu ve doğayı en çok seven ve koruyanların avcılar olduğunu ifade etti. Ülkemizdeki yaban hayatı kaynaklarını ve bunların doğal bir değer olduğunu, bu zenginliğin ülke ekonomisine büyük bir kaynak yaratacağını, gelişmiş ülkelerden örnekler verdi. Ayrıca ülkemizdeki avcılığı, avcıların potansiyelini ve sorunlarının yanı sıra sürdürülebilir avcılığı anlattı.


6
Türk Standartları Enstitüsü (TSE) Başkanı Hulusi Şentürk ziyaret edildi.
 
İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil Üçbaş, federasyon yönetim kurulu üyeleri ve dernek başkanlarından oluşan bir heyet Türk Standartları Enstitüsü (TSE) Başkanı Hulusi Şentürk’ü ziyaret etti. Nezaket ziyareti amacıyla yapılan görüşmede, ülkemizdeki av ve yaban hayatı konusunda bilgi verildi. İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyonunun faaliyetleri ve ülkemizdeki avcılık mevzuatı ve mevcut durum anlatıldı.
İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil ÜÇBAŞ ziyarette; Avcıların toplumun en güvenilir kesimlerden biri olduğunu ve doğayı en çok seven ve koruyanların avcılar olduğunu ifade etti. Ülkemizdeki yaban hayatı kaynaklarını ve bunların doğal bir değer olduğunu, bu zenginliğin ülke ekonomisine büyük bir kaynak yaratacağını, gelişmiş ülkelerden örnekler verdi.

Türk Standartları Enstitüsü (TSE) Başkanı Hulusi Şentürk bu ziyaretten memnun olduğunu ve İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyonuna ihtisas komisyonlarında yer vereceklerini ifade etti.

7
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Ahmet Çolak’ı ziyaret etti.
 
İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil Üçbaş, federasyon yönetim kurulu üyeleri ve dernek başkanlarından oluşan bir heyet, Ziyarette federasyonu tanıtıldı, amaçları ve faaliyetleri konusunda bilgi verildi. Ülkemizin av ve yaban hayatı konusunda üniversitelere de büyük iş düştüğü, uzmanlaşmış bilim adamlarına ihtiyaç olduğu hatırlatıldı. Yaban hayatı konularına bilim insanlarının fazla ilgi göstermediğinin altı çizildi.

Yaban hayatı ile ilgili konularda Üniversite, Bakanlık ve Avcılarla mutlaka iş birliği yapması gerektiğini, ayrıca Merkez Av Komisyonunda alınan kararların mutlaka bilimsel temele oturtulması gerektiği vurgulandı, Öncelikle bilimsel bir envanter çalışması yapılması gerektiğini ve bu konuda üniversitelerin rol alması istendi.

Ülkemizde yapılan zirai mücadele ile ilgili olumsuzluklar anlatıldı. Avcılarımızın doğada gördüğü yanlış zirai mücadele çalışmaları ve av hayvanlarının ve yaban hayatın nasıl yok edildiği örnekleriyle anlatıldı.

İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil ÜÇBAŞ ziyarette; Avcıların toplumun en güvenilir kesimlerden biri olduğunu ve doğayı en çok seven ve koruyanların avcılar olduğunu ifade etti. Ülkemizdeki yaban hayatı kaynaklarını ve bunların doğal bir değer olduğunu, bu zenginliğin ülke ekonomisine büyük bir kaynak yaratacağını, gelişmiş ülkelerden örnekler verdi. Ayrıca ülkemizdeki avcılığı, avcıların potansiyelini ve sorunlarının yanı sıra sürdürülebilir avcılığı anlattı.
Avcıları çok sıcak karşılayan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Ahmet Çolak; ‘’avcıların ziyaretinden çok memnun oldum, üniversitemizin kapıları sizlere devamlı açıktır. Federasyonunuz ile birlikte ortak birçok projeye imza atabiliriz. Üniversitede yaban hayatıyla ilgili sempozyum, paneller ve çalıştay yapalım’’ dedi. Biyolojik çeşitlilikte çok zengin ülke olduğumuzu bunu ancak elbirliğiyle korumamız gerektiğini söyledi. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyon’u arasında bir işbirliği protokolu yapılması kararlaştırıldı. Görüşmenin sonunda Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekan Yardımcısı Sayın Prof. Dr. Halit APAYDIN’da sohbete dahil oldu. Avcılık ve yaban hayatıyla ilgili konularda işbirliği yapılması kararlaştırıldı. Dekan Prof. Dr. Ahmet Çolak, Dekan Yardımcısı Sayın Prof. Dr. Halit APAYDIN’a seçmeli ders olarak ‘’av ve yaban hayatı’’ dersinin programlara konulması talimatını verdi. Av ve yaban hayatı dersleri hayata geçerse, Federasyon üyesi usta avcılarımızda bu derslere öğretmen olarak katılarak bilgisini öğrencilerle paylaşacak.
Federasyon heyeti dekanın sıcak tavırlarından dolayı görüşmeden oldukça memnun ayrıldı

8
İç Anadolu Av ve yaban hayatı federasyonu ile AKUT’u ziyaret etti.
 
İç Anadolu Av ve yaban hayatı federasyonu ile AKUT Aram Kurtarma Derneği arasında Deprem, sel-su baskını, heyelan, yangın, göçük gibi doğal afetler başta olmak üzere; dağ ve diğer doğa koşullarında meydana gelen kaybolma ve kaza olaylarında, daha etkin müdahale amacıyla işbirliği yapılması önerildi. bu ülkenin kahramanları olan, Ankara AKUT Ekip Lideri Hakan KORKUT’u ve kahramanlarını ziyaret eden İç Anadolu Av ve yaban hayatı federasyonu üyelerine; AKUT ANKARA Tanıtım Birimi sorumlusu Songül VAR; Akut'un kuruluşunu, amaçlarını ve yaptıkları faaliyetlerini anlatan bir sunum yaptı.


9
Yaban hayvanları için Çubuk’ta doğaya yem bırakıldı
 
TÜRKİYE’NİN EN KAPSAMLI YEMLEME ÇALIŞMASI ÇUBUK’TA YAPILDI.

Ankara’nın Çubuk ilçesinde ağır kış şartları sebebiyle yiyecek bulmakta güçlük çekebilecek hayvanlar için Ankara Orman ve Su İşleri Müdürlüğü, İç Anadolu Avcılar Federasyonu, Çubuk Belediyesi ve Çubuk Avcılar ve Doğayı Koruma Derneği tarafından doğaya yem bırakıldı.

Tüm yurtta olduğu gibi Ankara’nın Çubuk ilçesinde de havanın aşırı soğuması ve kar yağışının aralıksız devam etmesi, Çubuk Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü’nü, avcıları ve yaban hayatı koruma yetkililerini harekete geçirdi. Yem bulmakta güçlük çeken yaban hayvanlarını yemlemek için avcılar tarafından avlanmaya kapalı alanlara ve av hayvanlarının yoğun olarak yaşadığı bölgelere yem atıldı. Çubuk Belediye Başkanı Lokman Özden, Ankara Orman ve Su İşleri Müdürü Zeki Şaltu, İç Anadolu Av Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil Üçbaş, Ankara ili Cebeci, Mamak Hüseyin Gazi, Altındağ, Akyurt, Pursaklar, Ankara Tüm Avcılar, Kazan, Genç Gölbaşı, Sincan, Etimesgut, Altındağ, Keçiören Avcılar ve atıcılar derneği başkanları ve üyeleri ile Çubuk Avcılar ve Doğayı Koruma Derneği Başkan Sedat Geniş’in de aralarında olduğu ekipler, karacaların, kekliklerin ve diğer hayvanların sıklıkla görüldüğü bölgelere yaklaşık onbeş adet arazi aracıyla giderek, burada hayvanların yemlere rahatça ulaşabilecekleri noktalara beraberlerinde getirdikleri yemleri bıraktı.
Yemleme çalışması için ilçeye gelen tüm avcılara ve Orman ve Su İşleri Müdürüne teşekkür eden Başkan Özden, geçmişte ecdadın da bunun gibi çalışmalar yaptığını söyledi. Bulunduğumuz aylarda yapılan çalışmanın önemine de değinen Özden, ’’ Doğayı koruma adına hayvanlarımızı koruma adına, onların yemlerinin olmadığını düşünerekten o ince fikirle davranışta bulunmaktan dolayı ben sizi tebrik ediyorum. Yem vermeye geldiniz bunlar çok güzel şeyler ecdatta olan şeyler günümüzde de tezahür ediyor. Güzel olan şeyler her zaman takdire şayandır. Tüm burada emeği geçen arkadaşları tebrik ediyorum. Allah razı olsun ayaklarınıza sağlık, yüreğinize sağlık. Allah kabul etsin diyorum. Üç aylar içerisinde böyle bir faaliyet çok güzel bir duygudur’’ dedi.
Vatandaşların evlerinin önüne gelen keklikleri yemlediğini ve İnsanlarla birlikte bu yaban hayatının ilçede devam ettiğini ifade eden Özden, bunun çok güzel bir duygu olduğunu vurgulayarak, ’’Eğer bu alan ava tamamen kapatılırsa belirli bir süre, bu avcı sayısı binlerden on binlere çıkacak. Ankara açık bir hayvanat bahçesi gibi olan ormanlarda ceylanları, keklikleri sürüler halinde görecek. Biz bunu temin edebilirsek geleceğe dair çok güzel şeyler yapmış olacağız’’ diye konuştu.
Ellerinden geldiği kadar insanlarda bilinç uyandırmak amacıyla bu tip yemleme çalışmaları yaptıklarını söyleyen Ankara Orman ve Su İşleri Müdürü Saltu,’’Bizim amacımız temelde insanlarımıza, avcılarımıza, bu işle uğraşanlara bu bilinci vermektir. Ecdadımız atalarımız leylekleri korumak için vakıf kurmuş. Böyle bir toplumun böyle bir imparatorluğun devamı insanlarız. Dolayısıyla leyleklere vakıf kuran bir toplumun, kültürün devamı olarak biz bu yaban hayatını mutlaka korumak durumundayız. Özellikle yoğun kış koşullarında bu hayvanları besleme adına ve bu bilinci oluşturma adına elimizden gelen ne varsa sizlerle beraber el ele vererek hareket etmeliyiz. Biz sizler varsanız varız, ortak çalışacağız. Başkanımızın az önce söylediği konuları da dikkate alacağız inşallah’’ dedi.
Üretmenin çok güzel bir duygu olduğunun altını çizen Çubuk Avcılar ve Doğayı Koruma Derneği Başkan Sedat Geniş, avcılığın tüketmek olmadığını belirterek, ’’Tüketmek değil avcılık, üretmektir. Evet bir nebze ava çıkıyoruz, kendimizi tatmin ediyoruz. Ancak bunu korumakta bize düşüyor, esirgemekte bize düşüyor. Hayvanların ne kadar mağdur olduğu kış şartlarında belli, bunlara yardımcı olmak tüm avcı dostlarımızın görevidir’’ diye konuştu.
İç Anadolu Av Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil Üçbaş; ‘’Avcılarımız doğaya duyarlıdır ve en iyi doğa korumacılar avcılardır diyoruz. Ülkemizin dört bir yanında faaliyet gösteren avcı derneklerimiz ağır kış şartlarının oluştuğu bölgelerde devamlı yem bulamayan yaban hayvanları için yemleme çalışması yapıyor. Avına, avcısına ve yaban hayatına sahip çıkıyor. Avcılığın sadece avlamaktan ibaret olmadığını komuoyuna gösteriyorlar. Biz avcılar olarak bu faaliyetlerden çok mutlu oluyoruz ve diğer derneklere de örnek oluyorlar.
İç Anadolu Av Yaban Hayatı Federasyon olarak, bu etkinliğe Ankara’da faaliyet gösteren tüm dernekler ve gönüllü avcı dostlarımız kendi araçlarıyla ve kendilerinin sağladığı yemlerle bu çalışmanı yapılacağı çubuk ilcesine geldiler. Daha sonra gruplar ayrılarak, Karagöl ve Aydos çevresi ile yol güzergahlarına yem bıraktı. Yemleme esnasında karaca, keklik ve benzerleri için belediye ve avcılar tarafından temin edilen yem, tavşanlar için de ot bırakıldı.
Orman ve su işleri bakanlığı Ankara Bölge Müdürümüz Sayın Zeki Şaltu, Ankara şube müdürümüz sayın Şahin Çılgın ve Çubuk Belediye başkanımız sayın Lokman Özden bizzat yemleme çalışmasına katıldı. Birlikte Türkiye’nin en büyük yemleme çalışması yaptık. Orman ve su işleri bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğünün on beş arazi aracı ile katıldığı çalışmada tüm araçlardaki yemler ile belediyenin sağladığı yemler avcılarla koordinasyon içinde planlanan yerlere bırakıldı.
Ağır kış şarları nedeniyle zor durumda kalan yaban hayvanların beslenmesi için yapılan bu faaliyete katılan avcılar, bölge müdürlüğü personeli ve belediye çalışanları el birliğiyle yemleme yapmanın mutluluğunu yaşadılar.

İç Anadolu federasyonumuzla işbirliği yapan Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkililerine ve bizzat yemleme çalışmasına katılan personeline, Çubuk Belediyesine, bize ev sahipliği yapan Çubuk Avcılar Derneği Başkanı ve üyelerine teşekkür ediyorum. Ayrıca Büyük bir sorumlulukla bu faaliyete maddi ve manevi olarak destek veren tüm dernek başkanlarıma ve yemlemeye katılan üyelerine sonsuz teşekkür ediyorum’’. Dedi.

10
T. Ş. O. F. Başkanı Fevzi APAYDIN’ı Ziyaret
 
İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil Üçbaş, federasyon yönetim kurulu üyeleri ve dernek başkanlarından oluşan bir heyet ile birlikte, Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu Başkanı Fevzi APAYDIN’ı ziyaret etti. Kurumlarla istişare kanallarının geliştirilmesi amacıyla yapılan görüşmede, ülkemizdeki av ve yaban hayatı konusunda bilgi verildi. İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyonunun faaliyetleri ve ülkemizdeki avcılık mevzuatı ve mevcut durum anlatıldı. Babadan ve dededen avcı olan, Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu Başkanı Fevzi APAYDIN görüşmede oğlunun da avcı olduğunu ifade etti. Yaban tv yi sürekli izlediğini söyleyen başkan Apaydın’la avcılık ve yaban hayatı ilgili özellikle ördek avıyla ilgili sohbet edildi. Samsunda yaptığı avları anlattı. Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu ile işbirliği olanakları konuşuldu. İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil ÜÇBAŞ ziyarette; Avcıların toplumun en güvenilir kesimlerden biri olduğunu ve doğayı en çok seven ve koruyanların avcılar olduğunu ifade etti.

11
İç Anadolu Av Yaban Hayatı Federasyon’undan Başkan Özden’e Ziyaret
 
İç Anadolu Av Yaban Hayatı Federasyonu Başkanı Kamil Üçbaş ve yönetim kurulu üyeleri, Çubuk Belediye Başkanı Lokman Özden’i ziyaret etti.

İç Anadolu Av Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil Üçbaş ve yönetimi ile Çubuk Avcılar ve Doğayı Koruma Derneği Başkanı Sedat Geniş, Belediye Başkanı Lokman Özden’i makamında ziyaret etti.

Ziyarette avcıların kim olduğunu ve neler yaptıklarından bahseden Üçbaş, federasyon olarak bu güne kadar yaptıkları faaliyetleri de anlattı. Yaban hayvanları için doğaya yem bırakılması konusunda kendilerine verilen destekten dolayı teşekkür eden Üçbaş, ’’Bize böyle bir fırsat verdiğinizden dolayı sizlere teşekkür ediyoruz. Doğaya ve canlılara duyarlı bir belediye başkanı olmanız bizi çok sevindirdi. Ayrıca bizlerle beraber yemleme çalışmasına katılmanız taktire şayandı. Ekibimle birlikte sizlere bu nedenle teşekkür ziyaretinde bulunmak istedik. Bizi kabul ettiğiniz için tekrar teşekkür ederiz’’ dedi.

Ankara genelinde trap yarışları yapacakları geniş bir yerlerinin olmadığını söyleyen Üçbaş, ’’Avcıların ve atıcıların Ankara genelinde toplanıp atış yapacakları, sporlarını icra edecekleri bir yerleri bulunmamakta. Bu konuda Çubuk bölgesi en ideal yer olarak düşünüyoruz. Yarışmaların yapıla bileceği, şenliklerin düzenlenebileceğiz bir alan olursa, ilçe tanıtımına da katkı sağlayacaktır’’ diye konuştu.

Daha sonra konuşan Başkan Özden ise, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Kendisinin doğaya ayrı bir ilgisi ve sevgisinin olduğunu anlatan Başkan Özden, ’’Doğayı korumak ve yaşatmak adına ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. Bu konuda ne yapılması gerekiyorsa arkanızdayız. Yemleme çalışması da bunlardan biriydi. Ayrıca ilçenin tanıtımına, ekonomik olarak canlanmasına katkı sağlayacak tüm projelere açığız. Trap yarışları yapılacak yer konusunda sizlere her türlü desteği vermeye hazırız. Bu konuda zaten Çubuk Avcılar ve Doğayı Koruma Derneği Başkanı Sedat Geniş’e daha önce destek olacağımızı belirtmiştik’’dedi.

12
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sedat Kadıoğlu ziyaret edildi.
 
İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil Üçbaş, federasyon yönetim kurulu üyeleri ve dernek başkanlarından oluşan bir heyet ile birlikte, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sedat Kadıoğlu’nu ziyaret etti. Kurumlarla istişare kanallarının geliştirilmesi amacıyla yapılan görüşmede, ülkemizdeki av ve yaban hayatı konusunda bilgi verildi. İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyonunun faaliyetleri ve ülkemizdeki avcılık mevzuatı ve mevcut durum anlatıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile işbirliği olanakları konuşuldu.

Ziyaretten çok memnun olduğunu belirten, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sedat Kadıoğlu; ‘’avcı değilim fakat avcılığa da karşı değilim, tarihin en eski dönemlerinden beri süregelen bir tutkudur bu avcılık. Doğa olmasa av hayvanlarının olmaz dolayısıyla avcılıkta olmaz ‘’ dedi. Kadıoğlu; Doğayı en iyi bilen avcılardır. Doğa koruma faliyetlerinde Birlikte proje üretelim, birlikte çalışalım. dedi. Avcıları çok bilinçli gördüğünü zaman zaman yaban tv izlediğini ifade eden Kadıoğlu; ‘’bana aktardığının bilgileri Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’a aynen aktaracağım’’ dedi.

İç Anadolu Av ve Yaban Hayatı Federasyon Başkanı Kamil ÜÇBAŞ ziyarette; Avcıların toplumun en güvenilir kesimlerden biri olduğunu ve doğayı en çok seven ve koruyanların avcılar olduğunu ifade etti.

13
Avcılar medyanın saldırısı karşısında, asla geleneklerini gelecek kuşaklara aktarmaktan vaz geçmeyeceklerdir.
Hürriyet  gazetesi'nden  sayın Cengiz Semercioğlu, işadamı sayın Cem Boyner'in avcılığı üzerine; "zenginlerin" av yapacaklarsa "sus"malarını, bir anlamda gizlemelerini tavsiye ediyor. Bunun üzerine Yaban tv yönetim kurulu başkanı  sayın Melih Meriç, Yaban Tv.com’da  müthiş bir yazı yazdı. Gereken cevabı verdi.  Kendisini kutluyorum. Ayrıca CEOLIFE Dergisine Afrika'da yaptığı Buffalo avını anlatan ve av anılarını kitaplaştıracak olan işadamı sayın Cem Boyner'i ise tebrik ediyorum. “ Vuruyor ve susmuyor “...

14
BASIN, VURUYOR VE SUSUYOR!..
Son zamanlarda avcılıkla ilgili medya haberlerinde, av kazaları veya av suçları son derece olumsuz haberlermiş gibi veriliyor. Kamuoyu, yasal avcılık yapanla yasadışı avcılık yapanları ayırt edemediğinden ve yayınlanan haberler de eksik bilgi ve biraz da art niyetle yayınlandığından avcıların imajı bilinçli olarak zedelenmeye çalışılıyor. Avcılığı spor dalı veya hobi katagorisine sokup, spor için kuş öldürülür mü? Hobi için can alınır mı? gibi sorularla kamuoyunu çaktırmadan etkiliyorlar. Aslında Türk basınında yıllardır değişmeyen bir hastalık bu. Nedense, biz avcılar hep olumsuz haberlerle anılıyoruz. Basın, Vuruyor ve susuyor!..
 Bu da yetmezmiş gibi konuyla hiç alakası olmayan üstelik hiç bir bilgisi olmayan bazı köşe yazarlarının da saldırısına maruz kalıyoruz.
Sayın Cengiz Semercioğlu da, Hurriyet yazarı sayın Melis Alphan da onlardan biri. Hurriyet gazetesinin önceki sahibi sayın Sedat Simavi’ninde, işadamları Mustafa Koç’unda, Murat Ülker’inde, Cem Boyner gibi avcı olduğunu ve aynı yöntemlerle avlandığını biliyorlar mı acaba ? Modaya uyup vuruyorlar ve susuyorlar. Bu saldırılar sosyal medyada da devam ediyor. Bu saldırıların yankılarını sosyal medyada takip ettim. Yaklaşık ikibinin üzerinde olumsuz eleştiri okudum ve eleştiri yapanların tamamının hiçbir bilgisi olmadığına şahit oldum. Kelimenin tam anlamıyla entelektüel geçinen, kuyrukçu takımı. Ağzı olan konuşuyor, klevyesi olan yazıyor. Biz onların istekleri doğrultusunda yaşamak durumunda değiliz. Biz onların yaşamlarına ve tutkularına saygılıyız. Aynı saygıyı da onlardan bekliyoruz.
Bundan önce olduğu gibi, bu saldırılarda da iç Anadolu av ve yaban hayatı Federasyonu ve Avdoğa dergisi olarak sessiz kalmadık. Gereken tepkileri saldırıları yapan gazetecilere ve yöneticilerine üyelerimizle birlikte anında gösterdik
Sevgili Melih Meriç, yabantv.com sitemizde, avcıların sadece zengin ve varlıklı kişilerin eğlence aracı olmadığını "Kral ve köylüyü aynı duyguyla birleştiren tutku"  olduğunu ve avcılığın felsefesini ve kültürünü keskin kalemiyle onların anlayacağı şekilde yazdı. Sayın Mehmet Ertüzün ise, av tutkusunun insanlar arasındaki sınıf farkını ordadan kaldırdığını dile getirdi. İsveç’ten yazan sevgili Alper Güngör, avcıların doğa korumacı yönünü yazdı. Sevgili Ali Birerdinç, avcıların artık susmayacaklarını kendisine has üslubuyla yazdı. Sayın Cem Boyner,  Hürriyet Gazetesi'nde sayın Melis Alphan'a bir cevap yazdı ve geri adım atmadı. Yazı sayın Melis Alphan'ın köşesinde yayınlandı. Bende, bunlara cevap olarak avcılar kimlerdir. Biz kimiz?  Neden avlanırız? Dilimin döndüğü kadar anlatmaya çalışacağım.


AVCILIK BİR AYRICALIKTIR. ÇÜNKÜ;

Avcılık, sadece doğada becerilerimizi kullanmak değildir. Spor da, hobi de değildir. Avcılık öldürmek hiç değildir…
Avlanmak, doğada bize gerçek duygu ve heyecan hissettiren, bizleri atalarımızla bir araya getiren ve doğaya yeniden bağlayan güçlü bir bağdır. Yaşadığımız bu duyguların oluşturduğu bağ o kadar güçlüdür ki, doğa yürüyüşleri yapan, avcılık ve balıkçılık yapan, yaban hayatını fotoğraflayan bir avcı, doğayla bütünleşerek bunu tüm benliğinde yaşar. Doğa ile bağları kopmuş,  günümüz şehir insanlarında bu duygu artık kaybolmuştur.
 Avcı doğaya baktığında, doğayı bir bütün olarak görür. Avcı olmayanlar sadece bakar, ama doğayı yeşillikten, su kütlesinden veya ağaç kümesinden farklı değerlendiremezler. Avcılar, ormanı sadece ağaç olarak değil; içindeki bitkileri, hayvanları, böcekleri, ağaçları ve tüm sulak alanlarını aynı tuvalin üzerinde görürler. Avcılar, bir dağın sadece zirvesini görmezler. İz sürerken o dağı etekleriyle, patikalarıyla, yamaçlarıyla ve tüm canlılarıyla birlikte yaşarlar.
Ovalarda ve meralarda saatlerce yürüyen avcı için duyulan kuş sesleri doğanın müziğidir. Gördüğü böcek, ot, bir tarla ya da o tarlanın tel çitlerine takılmış yaban hayvanının tüyü onun için çok şey ifade eder. Yüksek tepelerden bir kuşun süzülüşünü izlediğinde, ne gökyüzü bir buluttur onun için, ne de o kuş, yalnızca uçan bir kuştur. Kafasını kaldırdığında üstünden geçen o sürünün nereye ve niçin uçtuğunu çok iyi bilir.
İnsanlar en derin uykudayken, gün ağarırken, avcı gölün kıyısındadır. Buz gibi ayazda, güneşin doğuşuna şahit olmak, ufuktan geçen siluetleri takip etmek ona avlanmak kadar haz verir. En derine işleyen ayazlı sabahlarda beklerken gümede, nefesinin buharıyla ısınır. Çizmelerinin içinde ayak parmakları soğuktan bıçak gibi kesilirken, ne kadar soğuk olduğunu değil, kendi iç hesaplaşmasının ve doğayla olan bütünleşmesinin hazzını düşünmektedir.
 Süreğin en heyecanlı yerinde kalbi küt küt atarken, karşı dağda kovan köpeklerin sesi, üç tenorun sesinden akıcı gelir ona ve yamaçlardaki tüm ağaçlar hafızasına kazınır her defasında. Hepsinin bir ismi vardır artık... Dakikalarca soluk almadan, öksürmeden, kımıldamadan beklemek, onun kendisiyle hesaplaşması için sanki bulunmaz bir randevudur. Yaşanan her şeyin muhakemesi, işte böyle anlarda yapılır, şaşmaz bir doğrulukla…
İspanyol düşünür José Ortega y Gasset avcı ile doğa arasındaki ilişkiyi şöyle yorumluyor: “Eğer doğaya geri dönme mutluluğunu tüm yoğunluğu ve saflığıyla tatmak istiyorsak, orada barınan vahşi yaratığın yoldaşı olmalı, onun düzeyine inmeli, ona benzemeye çalışmalı ve onun peşinden gitmeliyiz. Avcılık işte bu gizemli törenin adıdır. İnsan avlanırken havanın tenini okşayıp geçmesinden ya da ciğerlerine dolmasından bambaşka bir haz duyar. Kayalar daha zengin bir anlatım, bitkiler türlü değişik anlamlar taşır. Bunların tüm nedeniyle iz peşindeki ya da pusudaki avcının, açık seçik ortada ya da gizlenmiş ya da hiç görünmeyen avına ayağını bastığı toprak aracılığıyla bağlı olduğunu hissetmesidir. Avcı olmayan okuyucu özellikle bu son satırlar için yalnızca süslü sözler ya da düpedüz demagoji diyebilir. Ama avcı olan bunu bilebilir. Bilir ki avdayken tüm olayı avcıyla avı arasındaki bu büyülü eksen oluşturur.”
Ünlü İspanyol felsefeci Ortega y Gasset’nin yazdığı avcı ve av arasındaki oluşan büyülü ekseni avcı olmayan, sözde çevreci geçinenlere anlatmamız mümkün gözükmüyor. Biz avcılar, bu dünyadan göçene kadar, soğuk, sıcak, yağmur ve güneş demeden ihtiyacının ve tutkusunun peşinden koşan avcı atalarımızın ayak izlerini takip edip ağaç, dere, orman, dal, çalı, tepe, kaya, hendek, vadi, sazlık…gibi kavramların tam ortasına kendimizi koyup, doğayı tamamlayacağız. Tarlaları geçip, dumanlı dağları aşıp, ırmakların serinliğini, dalgaların sesini duyacağız. Yaprakları okşayıp, çiçeklerin kokusunu hissedeceğiz.
 Doğanın kucağında, kralla çobanı aynı sofraya oturtup ekmeğimizi paylaşacağız. Dost meclisleri kurup doyumsuz sohbetler yapacağız. Pınarlardan yudum yudum su içen avcının keyfiyle bu ayrıcalığı yaşayarak doğayla bağımızı güçlendireceğiz.
Avcılar medyanın saldırısı karşısında, asla geleneklerini gelecek kuşaklara aktarmaktan vaz geçmeyeceklerdir.

AVCILAR KİMLERDİR…
Doğayı ve Yaban Hayatını En İyi Bilen ve En İyi Koruyan Avcılardır.
Avcı güvenilirdir; Avcılar ülkemizin en güvenilir kesimlerinden birisidir.
Avcı sabıkasızdır; Avcı kanunlara uyar, sabıka kaydı olmadığına dair devletin Adalet Bakanlığından belge almıştır.
Avcı sağlıklıdır; Avcı gerek mental ve gerek fiziki olarak avlanmaya uygun birisidir… Psikolojik bir sorunu yoktur. Devletin hastanesinden veya sağlık kuruluşundan tüfek bulundurma veya taşımasına engel hali bulunmadığına ve avlanmasında bir mahzur olmadığına dair uzman doktor raporu vardır.
Avcı devlete karşı yükümlülükleri yerine getirir; İl ya da  ilçe emniyet müdürlüğü veya jandarmadan “Yivli veya Yivsiz Av Tüfeği Ruhsatı” almak için izin alır. Avcının tüfeği faturalıdır ve ruhsatlıdır. Tüfeği İl ve İlçe Emniyet Müdürlüğünde kayıtlıdır.
Avcı, av yapmak için Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Av ve Yaban Hayatı Daire Başkanlığına bağlı, her ildeki birimlerden “Avlanma İzin Belgesi”  alır.
Avcı vergi mükellefidir; Her yıl, vergi dairesine harcını öder. Ayrıca beş yılda bir harçlarını ödeyerek “Yivsiz Tüfek Avlanma Belgesi Taşıma Ruhsatını” yeniler. Ve her yıl “ Avlanma İzin belgesini”, harcını Çevre ve Orman Bakanlığına bağlı birimlerine, ödeyerek alır.
Avcının güncel adresi bellidir; Avcının nerede ikamet ettiği bellidir. Muhtarlıktan aldığı güncel ikametgah belgesi ve mahalle karakolundan alınmış onay sonunda, bağlı bulunduğu İl Valiliğine ve İlçe Kaymakamlığına kayıtlıdır. Yani Devletin takibi altındadır. Güncel nüfus bilgileri devlettedir.  Avcının kim olduğunu devlet bilir.
Avcı eğitimlidir; Avcı eğitim kursuna katılmıştır. Kurs sonucu yapılan sınavda başarılı olduğu takdirde, Bakanlıktan “Avcılık Eğitimi Kurs Bitirme Belgesi“ almıştır.
Avcı duyarlıdır; Avcı,  Günümüzde tüm dünyada olan ve sivil toplumların gelişmesinde en önemli unsur olarak görülen bir sivil toplum kuruluşu olan avcı kulübüne üyedir.
Avcı, en az bir sivil toplum kuruluşuna üyedir; Bilinçli avcılığı geliştirmek, doğanın ve yaban hayatının sürdürülebilirliğini sağlamak, tüm vatandaşların ve ülke ekonomisinin bundan doğrudan doğruya yararlanması için, kamu yararına yönelik eğitim faaliyetlerinde bulunmak, bu yönde faaliyet gösteren tüm kişi, kurum ve kuruluşlarla ulusal ve uluslararası işbirliği yapmak, konulacak kuralların bilimsel kriterler çerçevesince yapılması için talepte bulunmak, topluma yararlı bir hizmet etmek amacıyla ülkemizde yasal olarak kurulan, sayısı yaklaşık 1800 olan avcı derneklerinden birine veya bir kaçına üyedir.
Avcı yasalara uyar; Avcı yazılı kurallara yani Kara Avcılığı Kanunu ve ilgili Yönetmelikler ile Merkez Av Komisyonunun her yıl aldığı kararlara ve yazılı olmayan etik kurallara uyar.
Avcı saygılıdır; Mülkiyet haklarına ve mülk sahiplerine saygı duyar, onların ürünlerine ve mülklerine zarar vermez.
Avcı sabırlıdır; Avcı olmayanlara nezaket gösterir, avcılık karşıtları ile av konusunda tartışmaktan kaçınır.
Avcı doğayı korur; Kanunlara saygılı, doğayı ve yaban hayatını korur ve sürdürebilirliği sağlamayı destekler. Güvenli şekilde avcılık yapar. Geleneksel “ahlaki avcılık değerlerine” saygılıdır ve bunlara uyar.
Avcı doğanın korunması için bedel öder; Avcılar, sanıldığın aksine,  en iyi doğa korumacılardan birisidir. Yaban hayatı, Doğa ve Av Hayvanlarının sürdürülebilirliğini savunur ve bunun oluşturulmasına maddi ve manevi katkılarda bulunur. Avcılar, sürdürülebilir bir av ve yaban hayatı için kendisini son korumacı olarak hisseder ve bu yönde çalışır.
Dünyanın gelişmiş ülkelerinde yaban hayatı ve yaban hayvanları avcılar ile doğa koruma örgütlerinin çok sıkı işbirliği içinde ve direk avcılardan da kazanılan bedellerle korunmakta  ve geliştirilmektedir.
Kendilerini “ Çevreciler “ veya “ Doğa Severler  “diye adlandırılan birçok kesim, sadece Avrupa Birliği’nden, Dünya Bankası’ndan veya Bazı Bakanlıklardan aldığı “doğa ve çevre koruma ve geliştirme fonlarıyla”  birçok özgün projeye başlıyorlar. Evet sadece başlıyorlar, gerisi yok. Türkiye’de yaban hayatı ve yaban hayvanlarıyla ilgili hiçbir projenin “istenen nitelik ve nicelikte’’ sonuçlandığını söylemek ise çok  zor.
Kısacası Doğa Korumacı ve Çevreci geçinen birçok gruplar sadece ilgili projeler için fonlardan para alırlar. Ama sonuçları itibariyle gerçekleştirdikleri tartışılır! Avcılar ise maddi ve manevi her türlü şahsi desteklerini ortaya koyarlar.
Avcılığın bir felsefesi, bir kültürü olduğunu bilen ve yaşatan avcıların, av ve yaban hayatına her kesimden fazla sahip çıktığını hiç kimsenin unutmaması gerekmektedir. Tarihin sarı sayfalarına baktığımızda ilk çevrecilerin ve doğa korumacıların gerçek avcılar olduğunu görürüz.
Sonuç olarak; Avcılar, sürdürülebilir bir av ve yaban hayatı için kendisini son korumacı olarak hisseder ve bu yönde çalışır.
Doğayı ve Yaban Hayatını En İyi Bilen ve En İyi Koruyan Avcılardır. Ve Ülkemizin en güvenilir kesimlerinden birisidir.
Avcılar medyanın saldırısı karşısında, asla geleneklerini gelecek kuşaklara aktarmaktan vaz geçmeyeceklerdir.

Kamil Üçbaş
İç Anadolu Av Yaban Hayatı Federasyonu Başkanı
Avdoğa Dergisi Editörü.

15
Melih Meriç, AVDOĞA Dergisi'ne YABAN'ı anlattı. A'DAN Z'YE YABAN'LA İLGİLİ HER ŞEY...

YABAN TV Yönetim Kurulu Başkanı Melih Meriç, hem YABAN, hem de kendisiyle ilgili ilk kez böyle kapsamlı bir söyleşi verdi. Söyleşiyi Avdoğa ve Oltacı Dergilerinin sahibi ve Editörü Kamil Üçbaş yaptı. Kamil Üçbaş, merak edilen her şeyi sordu ve ortaya A'zen Z'ye YABAN'la ilgili geniş bir dosya çıktı. Aşağıda, YABAN TV Yönetim Kurulu Başkanı Melih Meriç'in, bu göreve geldiği günden bu yana verdiği ilk söyleşiyi okuyacaksınız.

RÖPORTAJDAN BAŞLIKLAR:

"Etrafta yüzlerce kanal var ama YABAN hepsinden farklı. Tam benim aradığım gibi sıradışı bir iş."

"Bir gün Türkiye'de ayakta 3 televizyon kalırsa biri kesin YABAN olur."

YABAN'ın başarısının 4 önemli sırrı ?

Melih Meriç'e göre YABAN'ın en büyük yanlışı ?

YABAN, hangi konuda asla taviz vermeyecek?

YABAN'a yabancı ortak mı geliyor?

Melih Meriç, ava gidiyor mu? Avcılığa nasıl bakıyor?

Av camiasında en çok nelere kızıyor? Kimleri sert eleştiriyor?

Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nı neden eleştiriyor? Bakanlığın en temel yanlışı ne?

Melih Meriç'ten av bayilerine YABANSTORE müjdesi... Av bayileri YABAN Markalı ürünleri satabilecek.

İlk kez Avdoğa Dergisi açıklıyor: YABAN KÖPEK MAMASI geliyor.

YABAN'ın yol haritasını ilk kez bu kadar açık ve net okuyacaksınız.

 

KAMİL ÜÇBAŞ'IN SÖYLEŞİYE GİRİŞ NOTU:

 "Rahmetli Ufuk Güldemir’i sağlığında Habertürk’te ziyarete gidiyordum, o tarihlerde
Yaban TV daha kurulmamıştı. Her gittiğimde koyu takım elbisesiyle, uyumlu kravatı
kısacası şık giyimiyle dikkat çeken Melih Meriç, sıcak gülümsemesiyle, ciddi tavırlarıyla
bizi dostça karşılardı. Yaban TV kurulduktan sonra yaptığım ziyaretlerde, Melih Meriç
ile daha sık karşılaşmaya başladım.
Daha sonra Yaban’a birçok program yapma fırsatım oldu, dolayısıyla daha fazla
şeyler paylaştık. Yaban TV’nin başına geçtikten sonra, cenazede, hasta ziyaretinde,
şenliklerde, özel toplantılarda, panellerde, hep birlikte olduk.
Avcılarla bir araya geldiğinde sanki kırk yıllık dost gibi karşılanan Melih Meriç, müthiş
bir iletişim yeteneğine sahip. Kıvrak zekası ve girişimci yönünü anında yansıtıyor.
Her telefon ettiğimde en zor anında bile telefonunu açan, birçok konuda görüş alışverişi
yaptığımız, Yaban TV Yönetim Kurulu Başkanı Melih Meriç, 1972 Malatya doğumlu,
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu, Avukat.
Gazeteciliğe 1994 yılında Ankara’da SEM Ajans’ta çalışarak başladı. 1995 yılında
Samanyolu TV’nin parlamento muhabiri oldu.
2003 yılı başında Ufuk Güldemir’den aldığı teklif üzerine İstanbul’a taşındı.
Güldemir’in sahibi olduğu Habertürk Gazetesi’nin yazı işleri müdürü oldu ve gazetenin
başyazılarını yazdı. 2004 yılında Habertürk TV’nin genel yayın yönetmeni ve Yönetim
Kurulu Başkanvekili oldu. Habertürk’te yaptığı
Basın Kulübü programlarıyla büyük habercilik başarılarına imza attı. Radyo ve Televizyon
Gazetecileri Derneği ve Çağdaş Gazeteciler Cemiyeti, Sosyal Bilimler Olimpiyatı
Model İnsan Ödülü başta olmak üzere çok sayıda ödül aldı. Şehit ve Gaziler yararına
Cumhuriyet tarihinin en büyük kampanyasına imza attı. Medyada girişimciliğe önce
Habertürk’te küçük hissedar olarak başladı. Şu anda YABAN TV’nin içinde bulunduğu
YABAN Grubu’nun çoğunluk hissedarı ve yönetim kurulu başkanı.
Türkiye’nin ilk ve tek avcılık kanalı Yaban TV Yönetim Kurulu Başkanı Melih Meriç
ile Yaban’la ilgili her şeyi konuştuk, o da tüm açık yüreklilikle sorularımızı yanıtladı. Kendisine teşekkür ediyoruz."

KAMİL ÜÇBAŞ
AV DOĞA DERGİSİ

Kamil Üçbaş : Sayın Melih Meriç, YABAN farklı ve tematik bir mecra.  Siz yıllarca cok ağır siyasi programlar yaptınız. Gündem belirleyen programlardı bunlar.  Oysa şimdi yalnızca Yaban hayatıyla ilgili yayınlara odaklandınız. İkisi birbirinden tamamen farklı.  Ogün bakanlar, milletvekilleri ve işadamları ile muhataptınız, şimdi sizi meralarda, halkla birlikte görüyoruz.  Neden herkesin konuştuğu güncel siyasi haberciliği bırakıp bu alana yöneldiniz?

Melih Meriç : Gazetecilik mesleği benim lise yıllarından itibaren hayalimdi. Cenab-ı Allah nasip etti ve erken yaşlarda hayallerimin çoğuna ulaştım. 31 yaşında Habertürk Gazetesinin başyazarı oldum, 32 yaşında Habertürk TV'nin genel yayın yönetmenliği koltuğuna oturdum. Hakikaten çok etkili, önemli haberlerde imzam oldu.  İnsanın hayatta bir süre sonra neyin önemli, neyin önemsiz olduğu konusundaki görüşleri değişiyor. Popüler medyada uzun yıllar çalışınca, aslında siyaset dışında da çok önemli şeyler olduğunu farkediyorsunuz.  Bu farkediş bende zihinsel bir rahatlama yarattı. Bir ölçüde erken gazetecilik dönemimin hayallerinin esiri olmaktan kurtuldum. Elbette bunda o işten tatmin olmamın da rolü var. Açıkçası yıllarca aynı insanlarla aynı programları yapıp, aynı tartışmaları dinlemekten de bıkmıştım. Gazeteciliğin ruhu meraktır. Oysa ben artık onların ne anlatacağını merak etmez duruma gelmiş, ne sorunca ne cevap alacağımı ezberlemiştim. Tam bu sırada YABAN'da ortaktım ve bir karar almam gerekiyordu. Ya YABAN'ın yönetimine karışmayacak, ortak olarak kalacaktım. Ya da başına oturup burada yeni bir hikayeye girişecektim, ben ikincisini seçtim.

Kamil Üçbaş : Habertürk'ü Ciner Grubuna sattığınızdan sonra Habertürk'ten ayrıldınız. O sırada bütün medya gruplarından teklif aldınız. Ama siz YABAN'da çalışmayı tercih ettiniz. Peki YABAN'dan memnun musunuz? Bu doğru bir karar mıydı?

Melih Meriç : Bugün geriye dönüp baktığımda bunun çok doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Bu kararımın önemli sebeplerinden biri patronluk koltuğuna alışmış olmamdı. Hayatımda çok büyük izi olan, kendisine çok şey borçlu olduğum Rahmetli Ufuk Güldemir,  vefatından bir kaç yıl öncesinden itibaren Habertürk'te tüm insiyatifi bana bırakmıştı. Patron kararlarını ben alıyordum. Buna alışmıştım. Ciner'e Habertürk'ü devir sürecinde, geriye dönüp bir patronun altında profesyonel olarak çalışmamın artık zor olduğunu gördüm.  Profesyonel yönetici olmak benim için geride bırakılmış bir şeydi.  Bu nedenle bana gelen tekliflerden onları kırmadan, nazikçe sıyrılmak için çok çaba harcadım.  Öte yandan YABAN daha fazla ilgi istiyordu. İşin çok önemli bir başka yani ise şu; YABAN bir meydan okumaydı, ötekiler ise benim yaptığım geride bıraktığım şeylerdi. YABAN, yepyeni bir alan, gerçek insanlar, gerçek maceraların kanalı. Medyanın yapaylığına çok çarpıcı bir alternatif. Etrafta yüzlerce kanal var ama YABAN hepsinden farklı. Tam benim aradığım gibi sıradışı bir iş. Bu nedenle YABAN'da geçen yıllarımdan çok memnunum.  Dünyada da böyle çok örnekler var. Mesela BBC'nin governer'i olan Sir Roger Jones BBC'den ayrıldı, şimdi İngiltere'de avcılık atıcılık için çalışıyor.

Kamil Üçbaş : YABAN, 5 yılı geride bıraktı 6'ncı yılına giriyor. Müthiş bir başarı hikayesi oldu. Son 2 yıl buradaydınız. YABAN'ın geldiği bu noktayı tahmin etmiş miydiniz?

Melih Meriç :  Açık konuşmak gerekirse, benim ta kuruluştan itibaren YABAN'la ilgili hiçbir fikrim yoktu. Çünkü hiç bilmediğim bir alandı. Ne avcılıktan, ne balıkçılıktan, ne de yaban hayatından anlıyordum.  Benim YABAN'la ilgili ilk heyecanlarım Rahmetli Ufuk Bey'in hastalandığı dönemde onu mutlu etmek amacıyla bu kanal için çalışmamızdı. YABAN, tamamen Rahmetli Ufuk Bey'in girişimiydi. Fakat zaman içinde aslında YABAN'ın Türk Medyasındaki en önemli kanallardan biri olduğunu anladım. Çünkü doğaya odaklanmıştı ve sahte hiçbir şey yoktu. Dikkat ederseniz, YABAN'da hiç senaryo, oyuncu, kurgu yoktur.  Sahtelikten, yapaylıktan sıkılmış Türkiye için müthiş bir mecra. Bunu anladıktan sonra YABAN'ın yükselişi bana hiç sürpriz gelmedi. Bence YABAN, henüz geleceği yerin yüzde 3 veya 5'ine geldi.  Televizyon şirketlerinin ilk 5 yılı çok zor geçer. Bundan sonra YABAN geometrik büyüyecek. Bir gün Türkiye'de ayakta 3 televizyon kalırsa biri kesin YABAN olur.

Kamil Üçbaş : YABAN kurulduğunda sadece 6 ay yaşar deniyordu. Oysa şimdi 6'ncı yılına girerken Televizyon ve internet sitesi çok güçlendi. YABANSTORE ve YABANTUR devreye girdi. Kıbrıs'ta bir temsilcilik açtınız. Bu ayda YABAN Azerbaycan Bakü'de açılıyor. Kadrosu güçlendi, reklam portföyü büyüdü. Sizin uzun yıllardır medya yöneticiliği yapıyorsunuz. Sizce işin sırrı ne?

Melih Meriç :Bu sorunun cevabı bence bir doktoru tezi konusu. Bu sırrı bir kaç cümle ile açıklamak zor. Başta şunu söyleyeyim. Rahmetli Ufuk Bey'in vizyonu olmasaydı YABAN olamazdı. Bunu ifade ettikten sonra kısa bir özet yapmam gerekirse; 
Bence birinci faktör, YABAN'ın içten, açıksözlü, samimi, doğal bir kanal olmasıdır. YABAN'da, yaban bilgisi, genel kültürü ve iş hayatı tecrübesi dünya çapında olan üstadlar programlar yapıyor. YABAN'IN danışman kadrosu bu ülkenin en büyük holdinglerinde yok. Herhangi bir yanlışlığa yol açmamak için isim isim saymıyorum ama kuruluştan itibaren YABAN'a emeği geçen çok büyük isimler var. Bu niteliklere sahip benzer kişilerin diğer tv kanallarındaki tavrına bakın, bir de YABAN'daki üstadların tavırlarına. Bu denli kıymetli insanlar,  gayet mütevazi biçimde Türkiye'nin en ücra köşesindeki YABAN Dostları ile komplekssizce iletişim kuruyor ve onlarla dost oluyorlar. Elbette YABAN Dostları da bu olgun ve mütevazi tavrı seviyor ve onları bağrına basıyor. Uzun yıllar medya yöneticiliği yapmış biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bugün YABAN'da program yapan, filmleri yayınlanan, yabantv.com'da yazı yazan üstadlardaki bilgi birikimi, entellektüel yoğunluk hiç bir medyada yoktur. Her biri bir kaç lisan biliyor, dünyada görmedikleri yer yok ve profesör düzeyinde yaban yaşamı bilgisine sahipler. Fakat bu bilgilerini, diğer televizyonlardakiler gibi "ukalalık"la değil, tevazu ile izleyiciye aktarıyorlar.

İkinci önemli faktör; YABAN Dostları'dır. YABAN'ı sadece bir televizyon olarak görmek çok eksik kalır. Büyük bir community, Türkiye'nin en büyük ailesi. Şöyle bakıyorum, şimdiye kadar YABAN'da en az 50 bin kişi programlara çıktı; kameranın karşısına geçip bir televizyoncu gibi sunuculuk yaptı. YABAN Dostları , kendilerini bu kanalın gerçek sahibi olarak görüyor - ki bu doğrudur-.  Bu çok az televizyona nasip olur. Bu müthiş sinerjiyi sadece avcılık, balıkçılık veya doğa sporları ile açıklamak mümkün değil. Bence YABAN'la izleyicisinin ilişkisi bir gönül ilişkisi. YABAN onlara değer veriyor, onlara bir identity kazandırıyor ve onlar da bu nedenle YABAN'ı kendi ailesi olarak görüyor. Çok iyi biliyorum ki, YABAN'a biri zarar vermek istese, buna karşı koyacak yüzbinlerce gönüllü ayağa kalkacaktır. Türkiye'nin heryerinde YABAN'a bir biçimde destek olan tüm YABAN Dostları, YABAN'ın hafızasında kayıtlıdır.

Üçüncü önemli faktör av, balık, outdoor sektöründeki vizyoner liderler. Büyük bir takdirle izliyorum ki, bu alandaki faaliyet gösteren firmaların başında gerçekten vizyoner, büyüme arzusunda olan, inovatif ve heyecanlı liderler bulunuyor. Onlar bu işlerin nereye gideceğini çok iyi görüyor ve Türkiye'yi dünya çapında çok iyi temsil ediyorlar. Eğer onların desteği ve vizyonu olmasaydı, YABAN bu kadar hızlı büyüyemezdi. Bu nedenle sektörde işbirliği yaptığımız tüm şirketlerin liderlerine YABAN adına teşekkür etmek istiyorum. Biz de onların bu yükselişine destek vermek için gece gündüz çalışıyoruz.

Dördüncü faktör ise YABAN'ın genç ve özverili ekibi. Her biri bir kaç kaabiliyete birden sahip olan çalışma arkadaşlarım, birbirine sıkı sıkıya bağlı biçimde, canla başla çalışıyorlar. Eğer gerçekten YABAN'ı severek çalışmasalardı bugünlere gelinemezdi. Yayından reklam departmanına, Store'dan İdari birimlerimize  YABAN'ın bugünlere gelişinde bizde kadrolu olan veya olmayıp dışarıdan program yapan tüm ekibimizin büyük emekleri vardır.

Kamil Üçbaş :Sizce YABAN'ın yanlışı nedir? Sizin oturduğunuz yerden baktığınızda negatif gördüğünüz, eksik bulduğunuz şeyler neler?

Melih Meriç : Yukarıdaki soruları yanıtlarken söyledim, YABAN henüz gideceği yolun yalnızca yüzde 3 veya 5'ini almış durumda. Dolayısıyla çok eksiğimiz, atmamız gereken çok adım var. En büyük eksiğimiz tüm YABAN Dostları'yla aynı sıcaklıkta iletişim kuramamak. Bu ailenin her bir ferdi istiyor ki, YABAN onunla birebir ilgilensin, onu dinlesin, onun istediklerini yapsın. Ne yazik bunu yapmakta başarısızız. Açıkçası milyonlarca YABAN Dostu ile bu birebir ilişkiyi nasıl kurabiliriz onu bilmiyorum, elimizden geleni yapıyoruz ama yetersiz.
 YABAN Dostları ile iletişimde,  televizyon ve internet içeğimizi zenginleştirmekte, YABANSTORE ve YABANTUR'da ciddi eksikliklerimiz var. Talebin çok azına yanıt verebiliyoruz. Fakat bu eksiklikleri biliyoruz ve talebe cevap verebilmek için yoğun biçimde çalışıyoruz.
YABAN'ın yönetim kurulu başkanı koltuğundan kalkıp biraz uzaktan baktığımda ise "YABAN'ın en büyük yanlışı tevazusu" diye görüyorum. Bu gücüne ve etkinliğine rağmen, takındığı mütevazi tutumu yanlış diye değerlendiriyorum. Çünkü dışarıdan bakınca YABAN'ın tevazusu, YABAN'ın gücünü saklıyor ve bazı insanların bu gücü algılamalarına engel  oluyor. YABAN, şayet benim yönetim kurulu başkanı olduğun bir grup olmasa da, başka bir arkadaşımın şirketi olsaydı, benim ona tavsiyem "Bu kadar tevazu gösterme, gerçek sanırlar" derdim. Çünkü, bazen ne yazik ki bazı YABAN Dostları da, sektörümüzden bazı insanlar da bu tevazumuzu gerçek sanıyorlar. Bu benim dışarıdan bakışım fakat, biz her zaman mütevazi davranmaya devam edeceğiz. Elbette bu " gelene ağam, gidene paşam" demek anlamına gelmiyor.

Kamil Üçbaş :Tam burada şuna değinmek istiyorum.  Anlaşamadığınız, hatta davalık olduğunuz kişiler ve kurumlar da oldu. Bu nereden kaynaklandı?

Melih Meriç : Galiba cevabı bir önceki soruda verdim. YABAN'ın tevazusunu gerçek sanıp kurumumuza karşı özensiz davranan kişi, grup ve kurumlar oldu. Benim görevim, bir kurum olarak YABAN'ın ve bu kuruma sahip çıkan milyonlarca YABAN Dostu'nun hakkını korumaktır.  Bu konuda taviz vermemiz asla sözkonusu olamaz. Biz, prensip olarak büyük veya küçük, ünlü veya ünsüz, kariyerli veya kariyersiz herkese saygı duyar, değer veririz. Bizi tanıyanlar bunu çok iyi bilir. Biz de aynı tavrı bekleriz. Fakat kendini herkesten yüksek gören, hak ve hukuka, onur ve haysiyete değer vermeyen, kurumumuza saygı duymayanlara biz de saygı duymayız.  Açık ve net söylüyorum;  biz saygıya, hukuka, ahlaka ve edebe önem veririz, vermeyenlere ise bu değerlerin önemini yer yer  hatırlatmak durumunda kalıyoruz.

Kamil Üçbaş :Geçtiğimiz aylarda bir kaç yabancı grupla görüşmeleriniz oldu. Bir yabancı ortaklık mı sözkonusu?

Melih Meriç : YABAN'ın alanında lider olması ve önündeki büyük büyüme potansiyeli nedeniyle Batı'dan ve Çin'den 3 grubun bizimle değişik zamanlarda görüşme talepleri oldu. Biz bu görüşmeleri yaptık  ve yapıyoruz. Şu anda olmuş bitmiş birşey yok. Fakat finansal yapısı güçlü ve YABAN'ı hızla bir kaç kat büyütecek bir modele "neden olmasın" diyoruz.  Esasında benim arzum, YABAN'da bu sektördeki tüm kuruluşların ve hatta mümkünse tüm YABAN Dostları'nın hissesinin olmasıdır. Keşke böyle bir formül bulabilsek ve herkesi ortak edebilsek. Çünkü YABAN aslında bu topluma mal oldu. Manevi olarak bir sermayedarın kapasitesini aşan bir kurum olduğunu düşünüyorum. Keşke bir biçimde bu kurumda tüm camianın hissesi olsa. Bence doğru olanı bu olur. Bakalım şartlar ne getirecek.

Kamil Üçbaş :Biraz sizi konuşalım. Sizin iyi bir  Setteriniz olduğunu biliyorum. Adı Bianco idi galiba. Av ruhsatınız da var. Ava gidiyor musunuz?

Melih Meriç : Ava bir kere gittim. Geçen yıl Halil Gülçur Bey beni Seymenköy'e bıldırcın avına götürdü. Sabah'ın 4'ünde kalkıp gittim. Öğlene kadar dolaştık bir tane kuşa rastlamadık. Ben "Bu mudur avcılık? Bunun için mi buraya kadar getirdiniz beni?" dedim. Halil Bey "Avcılık böyle, kırk gün taban eti, bir gün av eti" dedi. Ben de "Beni kırkıncı gün çağırın" dedim.  Açıkçası gittiğim ilk avda avın tadını pek alamadım,çünkü av yoktu. Gitmeyi çok istiyorum ama iş yoğunluğum izin vermiyor. Ama niyetim bu yıl Romanya'ya kaz avına gitmek. Nasipse gideceğim, belki Türker (Sümer) beyle gideriz. O da bu yıl kuş avı yapmak istiyor. O da benim gibi acemi . Ona kuş avının inceliklerini öğretmek istiyorum. Şaka tabi bu , ama belki birlikte gideriz.  Doktor Ali  Bürkev, Ömer Borovalı gibi üstadlarla hep biraradayız. Teoriyi su gibi yuttum, şimdi pratik zamanı.

Kamil Üçbaş : Avı seviyor musunuz? Avcılığa nasıl bakıyorsunuz, sizce avcılık nedir? Çevrenizde ava karşı olanlar var mı? Onlara ne diyorsunuz?

Melih Meriç : Kamil Bey, bildiğin gibi avcılık ve yaban hayatıyla ilgili bulduğum tüm eserleri okuyorum. Sahaflardan eski kitap ve dergileri topluyorum. Bu alana büyük bir merakım var. Dinledikçe okudukça ilgim daha da artıyor. Ben avcılığı seviyorum. Çünkü avı bir challenge ( meydan okuma) olarak görüyorum. Avcı "ben, şehir hayatının stilize, güvenli, rahat ortamından çıkıp yaban yaşamında ayakta kalabirim" diyen kişidir. Bu bir meydan okuma, kendine güvenme işidir.  İnsanoğlu yüzbinlerce yıl boyunca yaban olan dünyayı evcilleştirdi, rahat yaşabileceği güvenli bir yer haline getirdi. Avcı, işte bu dünyanın dışına çıkıp tıpkı ilk insan, ilk peygamber gibi  yaban yaşamının içinde mücadele ederek ayakta kalabileceğini kanıtlamaya çalışıyor. Bu açıdan çok saygı duyuyorum avcılığa. İşin sırrı bu mücadele duygusunu yok etmemektir. Tekniği ne kadar geliştirip, av ile avcı arasındaki dengeyi avcı lehine ne kadar bozarsanız avcılığa o kadar zarar vermiş olursunuz. Bence en önemli şey, av ile avcı arasındaki güç dengesini korumaktır. Elbette insanoğlu hep üstün, eşitlik diye bir şey yok ama yine de avda bir denge vardır. Yoksa avcılığın, kesimhaneden bir farkı olmazdı. Sorunuza da cevap olması için size bir hatıramı anlatayım.  Avı bilmeyen, ava karşı olan bir hanımefendi arkadaşım bana "iyi ama şartlar eşit değil, avcıda silah var ama hayvanda yok, bu haksızlık değil mi ?" diye sormuştu. Ben ise, "Dünyadaki herşeyi eşitlik teorisiyle açıklayamazsın, mesela şu anda yaban domuzları ormanda yaşıyor, sen ise Etiler'de ultra lüks evinde, haksızlık değil mi? Bu eşitlik mi?" diye yanıt vermiştim.
       Avcılık konusu, bana insanların ve medyanın aslında ne kadar bilgisiz olduğunu öğretti. İnsanlar meğer hiç bilmedikleri konularda ne kadar kolay ahkam kesiyorlarmış.  Ben 5 yılda yüzlerce insan dinledim, o kadar makale, kitap, dergi okudum, ben bu işin yüzde 1'ini bile öğrenemedim.  Fakat, bakıyorsunuz bu işten hiç anlamayan oturup atıp tutuyor. Meğer benim medyam ne kadar bilgisiz, ne kadar yetersizmiş. Bunu test etmek için avcılıktan daha iyi bir alan olamaz.
      Bana göre avcılığın en ileri düzeyi, yani tasavvuf deyimiyle "Fenafillah" seviyesi, avcının kendini tüm canlıların var olduğu bu büyük kainat düzeninin bir parçası olarak görmesi ve tüm canlıların varlığına saygı duymasıdır. Bunu YABAN'da program yapan, filmleri yayınlanan üstadlardan görüyoruz. Oraya erişenlerin hayvan sevgisini, ben hiç bir kişide görmedim.  Onların hayata, kainata, doğaya, hayvana bakışındaki derinlikten çok etkileniyorum. Siz bakmayın ortalıkta hayvanseverim diye dolaşanlara, onlar hayvanı tanımaz bile. O iş 50 yıl ister. Öyle gazetelerde televizyonlarda rüzgar yapmakla, PETA için soyunmakla olmaz. Hayvanı tanımak, kainatı tanımaktır, Cenab-ı Allah'ı anlamaktır. Bu irfan ister. PETA çıplaklarının kapasitesini aşar.

Kamil Üçbaş :Bir anda av camiasının içine girdiniz. Nereye gitsem sizi de orada görüyorum. Av camiası ile ilgili düşünceleriniz neler?

Melih Meriç :Av camiasını çok seviyorum. Gerçekten içinde çok kaliteli , çok içten insanlar var. Onlara layık olmaya çalışıyoruz. Camia son yıllarda hızla örgütleniyor ve üzerinden ölü toprağını atmaya başladı. Bu beni sevindiriyor. Çünkü ben yaban yaşamının güvencesi olarak av camiasını görüyorum. Bütün dünya da böyle görüyor.
Fakat madem açık açık konuyoruz şunları söylemek istiyorum;  Bir yanda elini taşın altına koyup avcılık ve yaban yaşamı için vakit ayıran, çaba harcayan, örgütlenen insanlar var. Diğer yanda "ben avımı yaparım, işime bakarım" diyenler. Birinci kesimi gerçekten takdir ediyorum, tarihe geçecek olanlar onlar. İkincisi kesimi ise yanlışlıkla vurulmuş trofe niteliği olmayan ava benzetiyorum. Unutulup gideceklerdir. Onlara şunu söylemek istiyorum; eğer av yapıyorsan, yaban yaşamına karşı bir sorumluluğun var. Sen dünyanın en nadide hayvanlarını avlıyorsun, hangi hakla? Ne yaptın ki karşılığında dünyanın en nadide hayvanlarına sahip oluyorsun? Ben yaban yaşamı için birsey yapmayan avcıya saygı duymuyorum. Bunu açık ve net söyleyeyim.

Kamil Üçbaş :Çok sert konuştunuz. Neden bu kadar kızgınsınız?

Melih Meriç : Bakın Kamil Bey, şunu mutlaka ifade etmek istiyorum.
Benim hayretle karşıladığım bir şey var. Biliyorsunuz bu yıl Edirne'nin kurtuluş törenlerinde avcılar, avladıkları hayvanlarla resmi geçit törenine katıldılar. Olay medyada tartışıldı. Ben bu tartışmanın yapılmasından yanayım, açık açık konuşulmalı. Şahsen ben de kanlar içindeki av hayvanlarının şehirde arabaların üzerinde dolaştırılmasını şık bulmuyorum. Bunu ava saygısızlık olarak niteliyorum. Bu bir gelenek ama bu gelenek şık biçimde modernize edilebilir.
Fakat bu olay tartışılırken, medyada avcılara olmadık hakaretler yapıldı.
Biz YABAN olarak bunlara gereken cevabı verdik. Üstadlarımız televizyonlara çıkıp en güzel şekilde cevaplarını verdiler. Fakat bizim av camiamız sessiz kaldı.
Oysa ben o olayda avcılara alenen hakaret eden medya mensuplarına karşı bu ülkenin av camiasından en az 250 bin mektup, faks, eposta ile protesto beklerdim.
Sen kim oluyorsun da, bu ülkenin milyonlarca avcısına hakaret edebiliyorsun?
Av camiasının bu bilgisizliği bu hakareti kabul etmemesi gerekirdi. Bu olay beni çok hayalkırıklığına uğrattı.  Camiamıza en kızdığım olaylardan biridir. Cehalete bakın, bu yayını yapanlardan biri de CNNTürk. Bu kanalın gerçek sahibi Amerikalı Ted Turner. CNN'in kurucusu.  Turner, Amerika'nın en büyük avlağının sahibi ve av turizmi işi yapıyor. Düşünebiliyor musunuz cahil televizyoncu kendi patronuna hakaret ediyor.
Bakın siz ensenizi açarsanız, tokat atacak çok olur. Bu nedenle camianın kendi hakkını, hukukunu koruması gerekir. Eğer böyle olaylarda yüzbinlerce avcımız "Bir dakika, sen bana hakaret edemezsin" diyebilse, bir daha kimse kalkıp da haddini aşamaz.  Elbette herkes avcılığı sevmek zorunda değil, zaten sevmemesinde de yarar var. O zaman ortada ne av kalırdı, ne de yaban yaşamı. Medyadaki bu cahil takımının avlaklara girdiğini düşünsenize, resmen katliam yaparlardı. Fakat eleştiri ayrı şey, hakaret başka. Bu ülkede kimse kimseye hakaret etme hakkına sahip değil.
Av camiasının biraz daha cesur olması gerekir. Kimden ne için korkuyorsunuz? Bu dünyada Prens William, Prenses Kate, Ted Turner avlanacak ve saygı görecek, ama Türkiye'deki avcı hakaret görecek. İşte burada haddini bilmeyenlere gereken tepkiyi vermek lazım.
Kanunlara ve etik kurallara uygun avlanıyorsanız, yaşam yaşamının sürdürülebilirliği için bir şeyler yapıyorsanız, avcılığınızdan gurur duyun. Çünkü bu gerçekten gurur duyulacak bir uğraş.

Kamil Üçbaş :Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve ilgili birimleriyle yoğun bir ilişki içindesiniz? Bakanlığın ve bürokratların tavrını, icraatlarını nasıl buluyorsunuz?

Melih Meriç :Ben şahsen, en çok haksızlık edilen bakanlığın Orman ve Su İşleri, eski adıyla Çevre ve Orman Bakanlığı olduğunu düşünüyorum.  Çok geniş bir alanda ve şimdiye kadar hiç bir şey yapılmamış bir çok konuyla ilgilenmek durumundalar. Bence çok önemli işler yaptılar. Veysel Bey'in bu alandaki en yetkin isimlerin başında geldiğini düşünüyorum. HES'ler konusunda benim de çok rahatsız olduğum uygulamalar oldu. Fakat ben bakanlığın HES'ler konusunda, HES'lerin doğaya mimimum zarar verecek şekilde yapılması için en az başkaları için duyarlı olduğunun tanığıyım. Özellikle HES inşaatlarının denetimi ile ilgili bir mevzuat boşluğu vardı, o konuda da adımlar atılıyor. Bakanlık, bir çok şeyi bir arada düşünmek zorunda olduğu için, sırtında küfe olmayanlar kadar rahat değil tabi ki. Haksızlık yapmamak gerektiğini düşünüyorum.
   Öte yandan Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Av Yaban Hayatı Dairesi ( şimdi Av için başlı başına bir daire başkanlığı kuruldu ki bu avcılık için milat niteliğinde bir gelişmedir) gerçekten yetkin kişilerce yönetiliyor. Ellerindeki çok az personelle Türkiye'nin tüm yaban coğrafyasını idare etmeye çalışıyorlar. Bu öyle göründüğü kadar kolay değil. Onlarla yaptığım tüm görüşmelerde, iletişime ve öneriye çok açık olduklarını ve iyi şeyler yapmak için çabaladıklarını gördüm.
    Örneğin bugünlerde tüm televizyonlarda avcılıkla ilgili bilinçlendirici filmler yayınlanıyor. Bu filmlerin yayın bedeli milyonlarca dolar, fakat Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü kadrosu bunu bakanlıktan bir kuruş bile harcamadan başardı. Alkışı hakeden bir çalışma oldu. Ufuk Güldemir Vakfı'nın da önemli bir katkısı oldu.

    Bakanlıkla ilgili eleştirim ise şu: Adının önüne "doğa, çevre, hayvan" gibi kelimelerden herhangi birini koyan, her önüne gelen kişiyi,yapıyı ciddi muhatap alıyorlar. Oysa bu iş büyük ölçüde ranta döküldü. Dünyanın her yerinde bu konular işinde başarılı olmuş kişilerin gönüllü yaptıkları çalışmalardır. Biz de bu işi maaşla, profesyonel iş gibi yapanlar var. Siz de onlara dışarıdan bakınca gönüllü kişiler sanıyorsunuz. Ne tabanları var, ne de hakiki bir etkileri. Medyada köpük etkisi yapıp yapıp kayboluyorlar.  Bakanlık bu konuda cesur olmalı, öyle her önüne gelen doğacıyım, çevreciyim, hayvanseverim diyeni dikkate almamalı. Nitekim, bence bakanlığın gereksiz yere kaale alıp büyüttüğü,adına doğa vs. koyan bir dernek, önce bakanlığın desteğiyle büyüdü, sonra da bakanlığa cumhuriyet tarihinde görülmemiş hakaretleri yaptı. Allah'tan bunlar son derece marjinal, yoksa insanlar bunlar yüzünden doğadan soğuyacak.

Öte yandan adam sanatçı. Uyuşturucudan yakalanmış, kalkıp PR çalışmasının bir parçası olarak doğasever olmaya karar vermiş.  Böyle olunca kimse onun uyuşturucu ile ilişkisini sorgulamıyor. Ses getirsin diye doğa konularını politik malzeme yapıyor. Resmen doğa kavramının ardına saklanarak politik bir mücadele yürütüyor.  Üzülerek  görüyorum ki, bakanlık da bu şahısları dikkate alıyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin bakanlığı, uyuşturucuya bulaşmış bir kişiyle doğa konusunda ne yapacak, çocuklara nasıl mesaj verecek, hangi faydayı elde edecek?  Açık ve net söylüyorum; bu işi rant için yapanlar veya uyuşturucu bulaşmış kişiler doğa için topluma örnek olamazlar. Onların kişisel PR çalışmalarına bakanlık prim vermemelidir.

Şunu söylemeden geçemeyeceğim. Geçenlerde Akparti karşıtı, yazdığı tüm politik analizleri yanlış çıkmış bir yazar seçimden sonra -galiba gazete yönetiminden uyarı aldı-  "ben artık politika falan yazmayacağım, artık sokak hayvanlarını yazacağım" dedi. Tamam sen artık sokak hayvanlarını yazmak istiyorsun ama bakalım sokak hayvanları seni istiyor mu? Bu örnek bize şunu gösteriyor: Bir şekilde yere düşen, işini kötü yapanlar,  istismarı kolay olduğu için hemen doğa, hayvan, çevre vs diyor. Bakanlık bu marjinal tavırlardan etkilenmemeli.
    İşte bu konuda da av,yaban hayatı camiamıza kızıyorum. Bakın Türkiye'de av pulunu alıp harcını yatırıp yasal avlanan insan sayısı 30 binleri geçmiyordu. Bu yıl 100 Bini geçti. Bu yaban hayatı için avcılar tarafından verilmiş yılda yaklaşık 10 milyon TL'nin üzerinde bir kaynaktır. Bu bilinçlenmede Bakanlığımızın çalışmalarının yanısıra YABAN'ın da tarihi bir rolü vardır. Aslında bu gelişme bir devrim. Bakanlığın bu gelişmeye gereken önemi vermesi lazım. Kolay mı, bu kadar insanı bilinçlendirmek, sistemin içine sokmak. Adam, kendi merasında kendi tarlasında avlanmak için devlete kayıt oluyor, para ödüyor. Bir kaç yıl içinde bu değişim sağlandı. Bakanlığın bunu yapabilen bir camiaya daha fazla güvenmesi, daha fazla insiyatif vermesini gerekir.  Av, yaban hayatı camiamız da bu gelişmeleri doğru değerlendirmeli, inisiyatif almak konusunda cesur olmalı.

Kamil Üçbaş : YABAN'la ilgili olarak bana gelen temel eleştiriler reklamlar ve deniz programları gibi tema dışı yayınlar. Öte yandan biliyorum ki bir çok kişi var reklam vermek isteyen ama pahalı olur diye çekiniyor, size gelmiyor bile. Bu soruyu nasıl yanıtlayacaksınız?

Melih Meriç :  Şunu unutmamak gerekir ki, YABAN dünyada bu içerikte yayın yapan tek ücretsiz kanal. Bizim benzerimiz olan tüm kanallar şifreli ve ücretli. Örneğin İtalya'daki kanalın 100 Bin abonesi var ve aylık ortalama 30 Euro üyelik ücreti ödeniyor. Bütçeyi düşünün. Oysa biz tamamen ücretsiz yayın yapıyoruz. Hatta bizim Sizden Gelenler programında yayınladığımız filmler için insanlardan para aldığımızı sananlar bile var. Tüm televizyon sektörü bizim onları para ile yayınladığımızı sanıyor. Oysa bunları tamamen ücretsiz yayınlıyoruz ve onlara montaj-prodüksiyon için ciddi zaman harcıyoruz. Böyle olunca geriye yayınları finanse edecek tek unsur kalıyor o da reklam. İzleyiciler bilmeli ki, yayınlanan her reklam, onların yerine başkalarının para ödemesi demek. O reklamlar izleyecilerimiz yayını bedava izlesin diye yayınlanıyor. Bu nedenle bir YABAN Dostu reklam gördükçe mutlu olmalı, çünkü o reklamların gelmesi YABAN'da daha kaliteli programlar izleyeceği anlamına geliyor.
Reklam fiyatları konusunda ise şunu söyleyeyim; sektörü desteklemek bizim kurumsal politikamız olduğundan, bugün YABAN'da sektör reklamları diğer reklamlara göre dörtte bir fiyatla yayınlanıyor. Televizyon reklamlarının fiyatları konusunda bilgiye erişmek çok kolay. Küçük bir araştırma yaparsanız, YABAN'ın sektörümüzdeki firmalara ne kadar uygun fiyatlarla reklam yayınladığını görebilirsiniz. Benim tavsiyem, sektörümüzün bu fırsatları iyi kullanmasıdır. Çünkü reklam arttıkça fiyatlar yükselecektir. İzleyicimiz hergün bizden daha iyi yayınlar istiyor. Bunu ancak reklam fiyatlarını artırarak yapabiliriz. Sektörümüzdeki firmalara, bugünlerdeki cazip fiyatlardan yararlanıp markalarını daha fazla tanıtmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü, bu bütçelerle bu reklamları yapmak uzun süre sürdürülemez.

Kamil Üçbaş : YABANSTORE'u kurdunuz ve kısa sürede çok başarılı oldu. Biliyorsunuz tüm av bayileri açıldığından bu yana YABANSTORE ürünlerini satmak istiyor. Bayilik verecek misiniz?

Melih Meriç : Açıkçası şu anda bizi en çok meşgul eden konu bu. Çünkü hergün birileri yakın dostlarımızı araya koyarak, YABANSTORE'un bayisi olmak, ürünlerini satmak istiyor. Bu talepler bizi zor durumda bırakıyor.
Kamil Bey, doğrusunu sorarsanız biz bu sektörde çalışan bayilerle ticari anlaşmazlıklar yaşamak, onlarla alacak verecek işine girmek istemiyoruz. Çünkü günün sonunda bir bayiyi icraya vermek de var. Bunlar ticaretin içinde olan şeyler fakat bizim aramızda gönül bağı olduğu için bu tür çekincelerimiz var.
YABANSTORE ekibimiz, işte tüm bu çekincelerimizi ortadan kaldıracak şekilde bir çalışma yaptı ve bir  model geliştirdi. Bu modele göre av bayilerine YABAN Markalı Ürünleri satma yetkisi vereceğiz. Bu müjdeyi bu vesile ile vermiş olalım. Bunu bugünlerde duyuracağız.
Bu yıl sadece av bayilerine YABAN Ürünleri verilecek. Av bayisi olmayanlar satamayacak. Öncelik onlarda. YABANSTORE, başlangıçta herkese eşit davranacak ve başvuru/talep sırasına göre ürün verecek.
Herkese eşit şartlar uygulanacak.
İlerleyen yıllarda YABAN Markasını temsil edemeyenler elbette ayıklanacak. Fakat iyi temsil edenler daha da güçlendirilecek ve bulunduğu yerdeki tek bayi olacak.
 Ümit ederim, bu vesile ile av bayilerimize YABAN Markalı ürünler aracılığı ile bir gelir sağlamış oluruz.

Kamil Üçbaş : YABAN'ı çok konuştuk. YABANSTORE'da önümüzdeki dönemde hangi  projeler var?

Melih Meriç :YABANSTORE, yurtdışı açılımını sürdürmeye devam edecek. Biliyorsunuz şu anda Kıbrıs'ta bir mağazamız var, bu yıl ikincisi açılacak.
Bir ay için YABAN AZERBAYCAN açılacak. BAKÜ'de hem YABAN'ı hem de YABANSTORE'u temsil edecek ofisimizi açıyoruz. O da çok şık olacak. Bulgaristan ve İran anlaşmalarını da yapmak üzereyiz. Çevre ülkelere açılımımız sürecek.
Bunu yanısıra YABANSTORE'da başka bir proje üzerinde çalışıyoruz. Bu tüm sektörümüzü ilgilendiriyor.  YABANSTORE'da sektördeki diğer firmaların da ürünlerinin satılması için bir çalışma yapıyoruz. Çünkü bize firmalardan bu yönde çok talep var. Böylece YABAN'ın cazibesinden tüm firmalarımızı yararlandırma imkanı olacak. YABANSTORE'a gelen kişi başka firmalarımızın da ürünlerini alabilecek. Bu çalışmayı bu yıl içinde tamamlamayı arzu ediyoruz.

Kamil Üçbaş :Dikkat ediyorum, köpek maması konusuna hiç girmediniz?

Melih Meriç : Aslında bu yılın en büyük sürprizi bu. Biz açıklamadan önce AVDOĞA Dergisi bunu açıklamış oluyor.
Biliyorsunuz 1,5 yıldır köpek maması üzerinde çalışıyoruz.
Bundan 1,5 yıl önce düşündük ve "Neden Türkiye'de dünyanın en iyi mamaları ile yarışacak bir mama olmasın" diye yola çıktık.
Dünyanın en iyi nütrişistlerini bulduk. Dünyanın önce gelen mamalarına danışmanlık yapan İngiliz danışmanlarla bizim üstadları buluşturduk. Türkiye'deki köpek ırklarını, Türkiye'nin meralarını, iklimi, beslenme alışkanlıkları, doğruları yanlışları anlattık. Uzun toplantılar yapıldı. Bu toplantılardan çıkan sonuca göre İngiliz danışmanlarımız bize "özel bir formül" üretti. Av köpekleri dikkate alınarak yapılmış bir formüldür bu. Petler için ise çok lüks bir formül  anlamına geliyor.
Bu formül üzerine İzmir'de bir fabrika ile çok detaylı bir anlaşma yaptık.
Danışmanlarımız nezaretinde hammadde'den üretim süreçlerine, paketlemeden en taze şekilde tüketiciye ulaşmasına kadar tüm detaylara tek tek çalışıldı.
İlk test üretimimiz bundan 9 ay önce yapıldı. Veteriner, kennel, köpek eğitmenleri, duayen avcılardan oluşan 25 ayrı kişi 25 ayrı noktada mamayı test  etti. Bu test süreçleri çok başarılı geçti.
Şimdi  inşallah 1 ay içinde YABAN KÖPEK MAMASI  çıkacak.
Şunu söylemek istiyorum ki; Dünyanın en iyi mamaları ile rekabet edebilecek bir mama geliyor.
Bu konuda sayfalarca konuşsam yetmez.
Fakat YABAN KÖPEK MAMASI'nın taşları yerinden sarsacağını, özellikle super premier mama liginde taşları yerinden oynatacağını özet olarak söyleyelim, şimdilik yeter.

Kamil Üçbaş :Bu arada sürpriz bir biçimde YABANTUR  da başladı. Aslında bana daha önce söylemiştiniz ve geçen hafta resmen başladı. Bize biraz YABANTUR'dan sözeder misiniz?

Melih Meriç : YABANTUR aslında bizim baştan tasarladığımız grubumuzu tamamlayan çok önemli bir şirketimiz. Uzun süredir YABAN Dostları bizden bu konuda bir girişim bekliyordu. Ava, balığa, safariye gidilebilecek yerler konusunda onlara yol göstermemizi, yardımcı olmamızı istiyorlardı.
Bu işi en iyi bilenlerden olan Sevgili Ömer Borovalı ağabeyin bu işin başına geçmesini çok istiyordum. Sonunda Ömer Ağabey müsait olunca YABANTUR'a geldi ve şu anda YABANTUR'un CEO'su.  Kendi şirketi olan TROFEHUNTING'teki tüm işlerini de YABANTUR'a devretti.  Tüm yetki onda ve adım adım YABANTUR'u büyütüyor.  YABANTUR'un öncelikle amacı  bu turlara büyük para veremeyecek orta gelir düzeyindeki dostlarımıza makul fiyatlarla gidebilecek turlar bulmak. Bu danışmanlığı en iyi şekilde yapacağımızdan eminim. Çünkü Ömer Bey, yarım asırlık bir güçlü bir deneyime sahip.

Kamil Üçbaş : YABAN'la başladı, YABANTV.COM 50 bin üyeye geldi, YABANSTORE yurtiçi ve yurtdışında büyüyor, YABAN KÖPEK MAMASI çıkıyor ve YABANTUR faaliyette. Büyük bir atak içindesiniz. Nereye gidiyor bu iş?

Melih Meriç :Doğrusu Kamil Bey, biz kendimizi yavaş buluyoruz. Yapılanlar yapmak istediklerimizin çok azı. Temel arzumuz sektörümüzle el ele, YABAN Dostları ile birlikte büyümek. Çünkü ne kadar büyürsek, sesimiz de o kadar gür çıkar. Ben yurtdışındaki fuarlara gittiğimde sektörümüzde bulunan Türk firmalarla gurur duyuyorum. Dünyanın her yerine ihracat yapıyorlar. Bursa fuarının daha 3'ücü yılında nereye geldiğini hep birlikte görüyoruz.
Sektörümüzle, Konfederasyon ve federasyonlarımızla, kulüplerimiz ve YABAN Dostları ile birlikte hepimiz bu büyük ailenin bir parçasıyız. Bu aileyi hep birlikte büyütmek temel  gayemiz. Bunu yaparsak, büyüyen Türkiye'ye yakışır bir camia oluruz. Yaban yaşamının geleceğini de böylece güvence altına almış oluruz. Benim bu camiaya inancım sonsuz.

Kamil Üçbaş :Bir yayıncı olarak bir de size bizimle ilgili görüşlerinizi  soralım: AVDOĞA ve OLTACI dergilerini nasıl buluyorsunuz?

Melih Meriç : İkisini de büyük bir heyecanla bekliyorum her ay. Bildiğiniz gibi hem AVDOĞA'nın hem de OLTACI'nın en iyi okurlarından biriyim. Dergideki tüm yazıları,resimleri büyük bir dikkatle okuyorum,inceliyorum ve bunlardan çok yararlanıyorum.  Tabi burada özellikle senin, yayıncılığın ötesinde gösterdiğin çaba, camianın buluşup kaynaşması için yaptıkların çok önemli.  Kamil Üçbaş isminin bu camiada büyük emekleri vardır ve unutulmayacaktır. Ben şahsen AVDOĞA'nın artık kurumsallaştığını düşünüyorum.  OLTACI da aynı yolda hızla ilerliyor. Ben avcıyım deyip de ayda sadece bir kez çıkan bu dergileri almayan kişileri çok yadırgıyorum ve elbette buralarda reklamı olmayan firmaları da. Aslında bu dergilerimizin varlığı çok büyük bir şanstır. Biz YABAN olarak AVDOĞA ve OLTACI'nın yanındayız. Büyümelerini stratejik olarak önemli görüyor ve destekliyoruz.

AVDOĞA DERGİSİ EYLÜL 2011 SAYISI

 

Kamil Üçbaş'ın Notları

Sevgili Osman Döşler, Sayın Melih Meriç ile yaptığım bu söyleşi, Avdoga Dergisi tarihinin en uzun söyleşisi oldu. Söyleşi uzun olduğu için bazı soruları atlamış olabilirim, fakat ben, Yıllık pul adedi 60,000 iken 104,000 lere gelmesi ülke avcılığı açısından olumlu bir gelişme olarak görüyorum. Bu gelişmede kimin payı var ise teşekkür etmemiz gerekiyor.


Sevgili Tarık Ersal, Yaban Tv Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Melih Meriç ile yaptığım söyleşi çok uzun olduğu için (kara avcıları ve amatör olta balıkçılarına yönelik olmak üzere) iki bölüm halinde planladım. Kara avcılarına yönelik bu söyleşi bildiğiniz gibi Avdoğa Dergisine yayınlandı. Melih bey, amatör olta balıkçılığına çok önem veriyor. Yapılan toplantılara bizzat katıldığına sahit oluyoruz. Ayrıca Yaban Tv olarak da kurumsal olarak da destek verdiklerini görüyoruz. Bu güne kadar olta balıkçılığıyla ilgili Yaban Tv de yaptığım programlara hiç itiraz etmedi aksine daima destekledi. Melih bey ile amatör olta balık avcılarına yönelik özel bir söyleşi yapacağız. Olta balıkçılarına yönelik bu söyleşiyi de Oltacı dergisinde yayınlayacağız.
 
Yapıcı eleştirilerde bulunan, Sevgili Tarık Ersal’a, Osman döşlere, gelinimiz ve kardeşim Nazife Yıldız Sükan’a, Umur Abi’ye, Dogan Tekel’e, Basaks, Adatepeli ismiyle yazan tüm dostlara teşekkür ediyorum.
 
Sevgi ve saygılarımla.
Kamil Üçbaş

Sayfa: [1] 2 3